Hizmet Hareketi Tarihi Bir Dönemeçte

1986

Hizmet Hareketi tarihi bir dönemeçte.

Bu dönemece gelirken, hem çok yaralı, bereli, hem de tarihinde olmadığı kadar bir kredi ile geldi.

Çok yaralı ve bereli, zira içinden çıktığı toplum tarafından dışlandı, terörist ilan edildi ve çıktığı toplumun hem vefasızlığına, hem de lincine uğradı.

Şu net ki; Hizmet Hareketi’nin bundan sonraki süreçte Türkiye’de eskisi gibi olma ihtimali çok az.

Şuan görülen şartlarda, hareketin eskisi gibi Türkiye’de varlığını sürdürmesi ancak bir mucizeye bağlı.

Bu olmaz diyemeyiz ama, olması çok zor.

Bu duruma rağmen, hareket dünyada hiç olmadığı kadar popüler ve bir krediye sahip.

Dünya, radikal islam ve aşırı yobaz islam anlayışının aksine, islamın yumuşak ve dünyaya entegre halini harekette görüyor ve şuan dünyada bir başka alternatifinin de olmadığını görüyor.

AKP ve Erdoğan’ın onca devlet gücüyle ve komplolarıyla saldırmasına rağmen dünya, Hizmet Hareketi’ni ne bir terör örgütü, ne de darbe yapmak isteyen bir gurup olarak görüyor.

Eğer görseler idi, bugün yurt dışına giden hareket mensuplarına sahip çıkmaz ve onların kendi ülkelerinde yaşamalarına izin vermezdi.

Ahmet Kayan’ın şarkısında dediği gibi, Hizmet hareketi, yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe halini yaşıyor.

İşte tam bu noktada ve bu dönemeçte, hareketin alacağı tavır ve dünyaya vereceği görüntü, hareketin geleceğini tayin edecek.

Nedir bu?

Hareket şuna karar verecek;

Biz, bir kult olarak, liderimizi kutsayan, yöneticilerimizi hatasız ve günahsız gören, şeffaf olmayan, küçük olsun bizim olsun anlayışında, demokratik olmayan, kendi içinde hesap verme mekanizmaları gelişmemiş bir yapı olarak mı devam edeceğiz, yoksa, liderini hatasıyla, günahıyla kabul eden, yöneticilerinin de birer insan olduğunu ve yanlışlar ve hatalar yapacağını ve yaptığını kabul eden, tümüyle şeffaf, profösyonel, demokrasiyi kendi içinde sindirmiş, hesap sorma mekanizmaları olan dünyaya entegre bir hareket olarak mı devam edeceğiz?

Hizmet Hareketi işte bunlara karar verecek.

Bu kararı, hareketin üst tabakası yada yönetim kadrosu vermeyecek.

Bu kararı, hareketin mensupları verecek.

Bugünlerde, hareket içinde yapılan eleştiri, öz eleştiri ve hareketin tavanını rahatsız eden konuşmalar ve yazılar, hareketin bu değişimi istediğinin en net göstergesi.

Bu konuşmalar ve yazılar, dünyanın dikkatle izlediği ve hareketin nasıl bir karar vereceği konusunda bir fikir veriyor insanlara.

Bu konuşmalar ve yazılar, hareketin kendi içinde özgürlükçü, her fikre ve düşünceye açık, diğer islami cemaat ve hareketlerde olduğu gibi tutucu ve yobaz bir anlayışa sahip olmadığını gösteriyor.

Bu konuşma ve eleştirilerden en fazla rahatsız olan ve olacak olanlar, hareketin işte bu özgürlükçü ve demokrat görüntüsünden rahatsız olacak kesimler olacaktır.

Bu rahatsız olanları ben 3 guruba ayırıyorum.

1- Samimi olanlar: Bu kesimdeki insanlar, bunca mağduriyet yaşanırken, bu konular şimdi konuşulur mu, evet bazı yanlışlar yapılmıştır ama bunları sonra konuşalım diyenler.

2- Samimi olmayanlar: Hareketin içinde olduğu halde, hareketin değişimi yaşaması halinde, kendi makamlarını, imkanlarını kaybetme korkusu yaşayan ve hala hareketin önemli makamlarında olanlar. Bu kesim çok kalabalık değil, ama bunlar etkili makamlarda ve yeri geldiğinde hareketin lideri Fethullah Gülen’e rağmen hareket edecek kadar gözü karalar.

3- Hareketin düşmanları: Hareketi sevmeyen ve cibilli düşmanlıkları olup, hareketin dünyaya bu özgürlükçü görüntü vermesinden rahatsız olan ve bunu engellemeye çalışanlar.

Samimi olanların haklı oldukları yerler olmakla beraber, bu konuların konuşma zamanının tam bu zaman olduğunu bilmelerini söylemek isterim.

Bu konuda size bir anımı anlatmak isterim.

Hocaefendi’yi ziyarete gitmiştim.

Normal sohbetten sonra, bazı kişiler ile beraber başka bir salonda sohbet etmeye başladı.

Ben de o salondaydım.

Bir kişi Hocaefendi’ye şu soruyu sordu;

Hocam, bunca mağduriyetin ve mazlumiyetin yaşandığı şu günlerde, bazı arkadaşlar, Hizmet’in yaptığı hata ve yanlışların konuşulması gerektiğini savunuyor ve konuşuyorlar, bu konudaki düşünceleriniz nelerdir.

Soru çok net ve işin açığı, keşke bir fırsat bulsam ve bu soruyu ben sorsam dediğim bir soru idi.

Hocaefendi:

Yanlışların ve hataların konuşulması elbette lazım.

Bu yapılırken, yani yanlışlar ve hatalar konuşuşurken, şahıslar hedef alınmadan yanlışların konuşulması lazım tabi dedi.

Zira yanlışlar eğer dile getirilmez ise, bu yanlışlar devam eder dedi ve şu örneği verdi.

Efendimiz zekat toplaması için zekat memurlarını yolluyordu. Bir zekat memuru zekat aldığı yerde kendisine bir gömleğin hediye edildiğini ve onun da aldığı efendimize söyledi.

Efendimiz bir şey demedi.

Fakat sonra, Cuma Hutbesinde, “size ne oluyor ki, zekat toplamak için gittiğiniz yerlerde hediyeler alıyorsunuz, eğer siz oraya zekat memuru olarak değil de başka bir şekilde gitseydiniz, size yine o hediyeler verilir miydi.” dedi ve cemaatini uyardı.

Gördüğünüz gibi dedi, hem yanlışı söyledi, hem o yanlışı yapan şahsı hedefe koymadan ve kırmadan söyledi. dedi.

Bu örnek eminim gayet açık ve nettir.

Bu konuda hala zamanı mı diyenlere yeterli bir cevaptır diye umuyorum.

İkinci gurupta olanların, bilerek yada bilmeyerek bu harekete ciddi bir ihanet içerisinde olduklarını artık ciddi ciddi düşünmeye başladım.

Zira öyle tepkiler veriliyor ki, bu tepkilere bakan dünya, bu hareket tam bir kult ve kendi içinde radikal, dışarıya sadece demokrat ve özgürlükçü görüntüsü veren, kendi içinde gizli ajandaları olan bir hareket gibi algılamaya başlıyorlar.

Bunu özellikle yaptıklarına inanmak istemiyorum.

Ama yapılanlar ve verilen tepkiler bende ciddi bir ihanet içerisinde oldukları hissini veriyor.

Hocafendi’nin duruşu net.

Şahısları hedefe almadan, yanlışları konuşun.

Bugüne kadar bu sistem bu şekilde gelmiş olabilir ama değişim şart.

Bu değişimin nasıl olması gerektiği konusunda oturun konuşun ve bu değişimi yapın.

Geçmişte hatalar, yanlışlar yapıldı, bunlarla yüzleşin ve  bunların bir daha yapılmaması adına yeni yollar bulun diyor Hocaefendi.

Fakat bu çağrıları ve telkinlerini anlamak istemiyor bazı insanlar.

Ve bu etkili konumdaki insaların etkisi ile, ne yazık ki samimi olan insanlar da buna karşı geliyorlar ve bahane olarak da, yaşanılan süreçteki mağduriyetleri öne sürüyorlar.

Bu konular konuşulmalı, bu değişim olmalı, olmalı ki, bugün Türkiye’de yaşanan mağduriyetler, dünyanın başka ülkelerinde de yaşamasın insanlar.

En son gurupta olan ve harekete cibilli düşman olanlar ise, bu tartışmaları, hareket içerisinde kavga başladı diye lanse ederek, hareketin içinde bu tartışmaların yaşanmasının önüne geçmeye çalışıyorlar.

Bu tartışmalar ve eleştiriler, hareketin demokrasiye ve özgürlüğe inancını dünyaya ilan ediyor.

Ve bu durumdan bu kesim çok rahatsız.

İstiyorlar ki, hareket hep cemaat olarak kalsın, radikal, kult ve demokrasiden uzak, tek sesli, özgür olmayan bir yapı olsun ve dünya bunu böyle bilsin.

Bu tartışmalardan rahatsızlıkları bundan.

Bundan dolayı bu şekilde algı haberleri yapıyorlar.

Bu haberleri baz alarak, yapılan bu tartışma ve eleştirilere laf eden, bunları yapanlara hakaret edenler, bilerek veya bilmeyerek, bu cibilli düşmanlara yardımcı oluyorlar bunu böyle bilsinler.

 

FUAT BARAN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

2 YORUMLAR

  1. Şimdiye kadar ki en etkileyici yararlı ve gerekli bir yazı olmuş. Yazilarin Kuyruk acısı olmadığını dert olduğunu göstermek etkisini artırıyor.
    Türkiye mevzusu…
    Çoban sürüyü terse çevirirse topal köyün başa geçermiş.
    Görelim mevla neyler neylerse güzel eyler..

  2. Yazınızı okudum ve hakikatı bir daha hatırlattığınız için teşekkür ederim. Eleştiriden korkmamamız aksine yaşanan bu imtihandan ders çıkarmamız gerekir. Diz ve diğer arkadaşlarımızın eleştirilerin samimi ve yerinde olduğunu düşünüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here