#KosovaYazıları ‘Gidenlerin Ardından’

377
Ne zaman Kosova ismini duysam aklıma Murad Hüdavendigar gelir ve derin bir hüzün yaşarım. Sonra o vakur padişahın bağrına yediği hançer taa o günlerden bu günlere uzanır da yüreğimi sızlatıverir…
Belki de Mehmet Akif serzenişi, bu haklı gerekçenin geç kalınmış bir  terennümü idi. Heyhat, dertli şairin kaleminden bir sitem olarak tarihin kanlı sayfalarına düşüverdi…
“Nerede olsam karşıma çıkıyor bir kanlı ova,
Sen misin yoksa hayalin mi vefasız Kosova.”
Ne şair unutabilmişti o sinsi kederin paslı hançerini ne de biz unuttuk tarihin tekerrürden ibaret gerçeğini…
Aradan altı asır geçmişti ki matemini halâ yer yer yaşadığımız acı bir anda alevleniverdi. Yine aynı ova ve yine sinsi planların, eşkiyalığa bürünerek hattımıza uzanmış sefil hali! Hayatlarını bir gaye uğrunda başkaları için yaşayarak sürdüren ve insanlık kültürüne eğitim hizmeti vererek, katkıda bulunma gayreti sarfeden insanlara uğratılan gadrin, “adam kaçırma” haline bürünmüş haydutluğu! Öfkesini iç hatta kadınından, yaşlısına kadar zulmederek alamayan, oradan çocuklara uzanarak onları da hapseden bir faşizmin; yetmedi, daha fazla hınç diyerek, dış hatta uzanıp, insan kaçırarak zalimliğine devam ettirme hırsında bizim halâ insan kalabilme seciyemiz!..
Ve biz, farklı zamanların, başka acılarını aynı yürekte yaşamaya devam ediyoruz; devam edeceğiz, yüreğimizin kaldıramadığı yere kadar hiç durmadan yürümeye… “Uzaktan bakamayız” ki aynı mefkureyi paylaştığımız dostlarımızın el-inayet hallerine…
Sonra bir nida çınlatırken kulaklarımızı, küt diye yüreğimize oturuyor bir kadın, bir eş, bir anne ve bir mazlumun sesi; “Arkadaşlar lütfen ama lütfen durmayalım. Eşlerimiz halâ yok ciğerlerimiz yanıyor!” işte bu ses, çaresizliğin tiz bir iniltisi ve bu sesin, şefkate muhtaç son hali; “Seni bekliyorum………., sen benim ve Azra’nın en kıymetlisisin.”
Ahh Akif, yaşasaydın bu metanetle iftihar eder, yazardın da bu melaneti!
“Hani binlerce mefahirdi senin her adımın,
Hani sinende yarıp geçtiği yol Yıldırım’ın.
Söyle Meşhed öpeyim secde edip toprağını,
Yokmudur Murad’ın sende iki üç damla kanı.”
Var Akifim var. Kan da vaaar, kan kadar aziz hak rahmeti gözyaşları da var sinemizde… Bir de zindanlarda kanı duvarlara sıçramış garipler var ki yumruğunu sıkıp off deyip geçiyorsun müdavi gecelerde… Geçip gidiyorsun da geriye dönüp baktığında, hicran ikliminden kalan izleri görüyorsun;
Kan-ter var mazinin şakaklarında…
Mahfi
Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here