Konuşuyoruz AMA….2

640
Group Of Colorful And Diverse People Holding A Meeting And Trying To Solve A Jigsaw Around A Large Rectangular Conference Table In An Office Clipart Illustration Image

Yapılan iş ne olursa olsun insan karakteri, coğrafya, iklim, yetişme tarzı, eğitim durumu, sosyal çevre gibi faktörler önemlidir. Biz bir Asya milletiyiz. Asya insanı için din, gelenek ve mutlak otorite ön planda iken Avrupalılar için akıl, yenilik hürriyet ve demokrasiye ön plandadır. Asya ile Avrupa daima birbirine zıt şeylere inanmış iki kutup, tez ve antitezdir. Bu fark bugün de ortadan kalkmış değildir. Dolayısıyla sosyolojik gerçekleri göz ardı ederek popülist söylemlerle âleme nizam verilemez. Sağına-soluna “çağdaş” damgası vurulan her kavram için “iyidir, faydalıdır” demek de doğru değildir. Hizmet Hareketi mensupları Anadolu’nun bağrından çıkmış, genelde orta halli ailelerin çocuklarıdır. İnsanlara ve sebep oldukları olaylara dair değerlendirme yaparken bu gerçekleri göz önünde bulundurmamak bizi yanlış sonuçlara götürür.

Genele baktığımızda nasıl ki taklid-i imanla sınırlı bir dini hayatımız varsa toplumsal hayatımızda, şahsi işlerimizde, insanlarla ilişkilerimizde de bir taklitten söz edebiliriz. Maalesef insanımız “kendisi” olamadan bir ömür sürüp gidiyor. Kendini yetiştirme, okuma, olayların künhüne vakıf olma, düşünme, tefekkür etmekten ziyade maalesef televizyon, internet, parti başkanı, aile büyüğü, arkadaş çevresi ve korkular hayatımızı şekillendiriyor. İnsanın kendisini toplumdan soyutlaması mümkün değildir.

Bizler, 5000 yıllık Türk, 1500 yıllık İslam kültür ve medeniyetinin Anadolu topraklarındaki 1000 yıllık beraberliğinin çocuklarıyız. Osmanlı’da “merkeziyetçilik” kavramıyla inşa edilen bu gerçek 100 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nde de hayatiyetini devam ettiriyor. Kabul etsek de etmesek de geldiğimiz nokta “yukarıdan aşağıya doğru bir itaat kültürü ve yönetim biçimi”dir. Bunun iyi ve kötü taraflarını düşünen, tartışan ve yazan birçok insan var.

Bu ve benzeri gerçekleri göz önünde bulundurmadan elimizin altındaki klavyeler aracılığıyla aklımıza eseni yazıp-çizmek, ortamı bulunca da yüksek perdeden konuşmanın hiçbir anlamı yoktur ve hiçbir gayeye müspet manada hizmet etmez. Doğruların söyleneceği kişi ve ortamların önemi kadar onları dile getiren kişinin maddi-manevi hayatı da önemlidir. Sosyal medyada Hizmet’ten olduğu kabul edilen bazı kişilerin yazdıkları şeylere yapılan yorumlara bakıyorsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Öyle insanlar var ki “Allah birdir” yazsa da Hizmet düşmanları bir vesile bulup hakaretten geri durmayacaklardır.

Öte yandan yazarak, konuşarak, ders yaparak derdimizi adamakıllı dile getiren birçok büyüğümüz var. Hepsinden önce Hocaefendi var. Şimdiye kadar yazdıkları ve söyledikleri bir yana her hafta rehberlik yapmaya devam ediyor. O’nu dinlerken muhasebemizi yapmıyorsak, tavsiyelerini kulak ardı ediyorsak, bulunduğumuz konum itibariyle yeni stratejiler üretmiyorsak, notlar almıyorsak bulunduğumuz konumun hakkını vermiyoruz demektir.

Evet, bir davaya gönül vermiş bizler de bir zamanlar var olan medyamızdan etkilendik, idarecilerimizin gözlerinin içine baktık, bir bildikleri vardır dedik, ailemizi dinledik, çocuklarımızı düşündük ve korkularımızı yenemedik. Bundan sonra ne olacağını bekleyip göreceğiz. Ne var ki çok büyük değişikliklerin olmasını beklemek de doğru değildir. Osmanlı tarih sahnesinden çekileli neredeyse yüz yıl oldu ama biz onun bıraktığı yerin daha aşağısındayız. Bizden sonra İkinci Dünya Savaşında bir kez daha yerle bir olan Almanya süper güç olma yolunda ama biz hala birbirimizi yiyoruz. Demem o ki bireysel değişimler kolay olabilir ama toplumsal değişimler “hadi” deyince olmuyor.

Hizmet Hareketi mensupları, en iyi üniversitelerden mezun olmuş, Türkiye’de daha iyi şartlarda yaşama imkânı olduğu halde “mefkûre” deyip hicret etmiş, dünyada adım atmadık ülke bırakmamış, gittikleri ülkelerde eğitimle gönüllere girmeye muvaffak olan insanlardan müteşekkildir. Bu başarıların “yukarıdan” gelen talimatların “sorgulamadan” yapılmasıyla elde edilmesi hiç de mantıklı değil. Tam tersine farklı coğrafyalarda ve farklı alanlarda elde edilen başarılar sebepler dairesinde ancak ve ancak bir “ortak aklın” ürünüdür.

İstişarede gündeme gelen konuların sorgulanmadığını ifade eden birçok arkadaş var. Öncelikle bir konuda sorgulama yapılabilmesi için o konu hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olmak gerekir. Bazen bunlar da yeterli olmaz; yerine göre konu ile ilgili kişilerin özel durumları, maslahatlar, Hizmet’in temel prensipleri daha öncelikli olabilir. Ayrıca sorgulama denen şey usulüne uygun yapılmadığında ihlasın zedeleneceği, uhuvvetin bozulacağı, sağlıklı ve isabetli karar alınamayacağı; bunun sonucunda ise tatbikata geçildiğinde bereketsizliğin yaşanabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

Hal böyleyken ütopik tekliflerde bulunmak enerji kaybından başka bir şey değildir. O halde gelin elimizdeki imkânları Allah rızası istikametinde en güzel ve en verimli şekilde kullanmanın yollarını arayalım. “Modern dünya”, “ideal sistem”, “bilimsel gerçek” denilerek ortaya konan teklifleri ve modelleri yabana atmayalım. Belli bir tecrübenin ürünü olan bu gerçekleri kendi değerlerimizle harmanlayıp “Örnekleri Kendinden Bir Hareket” olmanın hakkını verelim.

Bu dönemde sosyal medya üzerinden mağduriyetleri dile getirip çözüm yolları tavsiye etmenin, özeleştiride bulunmanın elbette bir kıymeti harbiyesi vardır. Peki, en az bunlar kadar önemli olan manevi hayatımız ne durumda? İstişareler hakkında ahkâm kesip başımızdaki idarecileri eleştirdiğimiz kadar Hocaefendi’nin eserlerinden derlediğim yukarıdaki satırlara ne kadar vakıfız? Katıldığımız istişarelerin hakkını ne kadar verdik? Usulüne uygun ihtarlarda bulunduk mu yoksa nefsimizin mırıltılarını mı dile getirdik? Alınan kararları ve yapılması istenen şeyleri anlayabilme adına ne kadar gayret sarfettik? Duanın cisimleşmiş hali olan Hocaefendi’nin yüzde biri kadar dua ediyor muyuz?

Bugünlere farklı seslerin ahengiyle gelen Hizmet Hareketi bundan sonra da eksikliklerini telafi ederek yoluna devam edecektir. Kırılan gönüller, küsen insanlar geçmişte olduğu gibi istesek de istemesek de maalesef gelecekte de olacaktır. Bunun önüne geçmek mümkün değildir. Başındaki amiri, altındaki memuruyla bin bir sıkıntı yaşayan birçok insan “bu benim davam” diyerek hizmetine devam ediyor. Bize düşen yaptığımız işin hakkını vermektir; yapılacaklar, sınırlar, ölçüler, mikyaslar bellidir. Muhasebe ve murakabeye ehemmiyet verdiğimiz derecede problemlerin azalacağı, hizmetlerin şaha kalkacağına kimsenin şüphesi olmasın.

 

Halit Emre Yaman

Twitter: @halitemreyaman

Mail: halitemreyaman@hotmail.com

 

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here