Hocaefendi Nerede Hata Yaptı ? – 1

2174

Son 1.5 yıllık yani 15 Temmuz 2016 tarihinden sonraki süreç, pek çok açıdan analiz edilebileceği gibi, toplum mühendisliğinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyması açısından da ayrı bir öneme sahip. Sosyal yapı inşaasının, toplumsal değişimin ve şekillendirmenin zaman isteyen bir iş olduğu ve çok iyi planlanması gerektiği böylece bir kere daha görülmüş oldu. Yalnış bir şekillendirmenin telafisinin ise, çok daha zor olacağı ve çok daha uzun zaman alacağı da aşikar. Ben de bir fen bilimci olarak, sosyal bilimlere ilgi duyan ve bu alanda eğitim almadığı için üzülen biriydim. Ancak bu tarihten sonra hayranlık duyduğum “sosyal bilimcilik” ve “sosyal bilimler” kafamı bir hayli meşgul etti.

Şöyle ki; yıllarca enerji üzerine çalıştım, bilimseler projeler yazdım ve yürüttüm. Enerji alanındaki bu çabalarım esnasında, ulusal ve uluslararası pek çok makale ve raporlar okudum. Bundan belki 10 yıl önce okuduğum makalelelerde; Türkiye’nin de içinde olduğu Orta Doğu coğrafyasının enerji kaynakları açısından önemi, bu bölgedeki enerji kaynaklarının çeşitliliği ve bu enerjinin Avrupa’ya taşınması için koridorların açılması gerektiği gibi stratejik bilgilere ulaştım. Bu yolların ve kaynakların kontrol edilmesi nedeniyle bölge haritasının değişmesi gerektiğini yazan stratejistler, muhtemel bölge haritasını (ki bu haritada doğusu ve güneyi kesilmiş bir Türkiye yer alıyordu) bile gösteriyorlardı yıllar yıllar öncesinden. Aslında benim 10 yıl kadar önce okuduğum makalelerden bazıları 10-20 yıl önce yazılmıştı. Muhtemelen tüm plan da 100 yıl önce yapılmıştı.

Suriye’nin 3’e bölünerek bir kısmının Kürdistan olacağını, bir kısmının Suriye’ye kalacağını ve deniz kenarında ise otonom bir Nusayri devleti kurulacağını okuduğum o günlerde, bizler Arap baharının sarhoşluğunu yaşıyorduk. Rüya gibi görünen o satırlara ve bölünmüş Türkiye haritasına dudak bükerek baktığımı dün gibi hatırlıyorum.

Suriye halkının göç edeceğini yazan makalelerden biri bu göçün Ürdün’e olacağını yazmıştı, ama kısmet benim ülkemeymiş. Mekke-Medine’nin kontrolünün Kral ailesinden alınıp Ürdün’deki Haşimi ailesine verileceğini, Kral Faht ve ailesinin Arabistan’ı terk edeceklerini de bu makalelelerde okumuştum. Her ne kadar henüz bu aşamaya gelinmediyse de, belli ki yakın bir gelecekte olmaz olamaz dediğimiz nice olaylara şahit olacağız. Sanki başkaları için yapılmış gibi görünen bu planların içinde yer aldığımızı bilmeden,  ülkemin ve hayatlarımızın parçalanışını seyredeceğimi düşünmeden okudum da okudum.

Herneyse…

Şimdi kafama takılan konu şu: Türkiye gibi binlerce yıllık devlet geleneği olan, kuvvetli bir sosyal alt yapıya ve sosyal bilimci kadrolara sahip bulunan bir ülke…

Dünya ülkelerinin 100 yıl önce planını yaptığı ve uygulama tarihi yaklaşık olarak belli olan bir döneme girerken…

Ki bu dönem hem bilimsel olarak bilinmekteyken, hem de tüm dinlerde kehanetlerle veya gaybi işaretlerle bildirilmişken…

Üstüne üstlük gizli değil açık seçik hakkında yazılmış, çizilmişken…

Daha da acısı tüm dünya bu dönüm tarihine tüm birimleriyle hazırlanırken… (Birkaç gün önce Elon Musk Mars’a araç fırlattı)

Sorum ise şu:

Benim ülkemin bu döneme hazırlık yapması gereken sosyal bilimcileri ne yapıyorlardı?

Bu ülkedenin  yetişmiş, uluslararası kalitede ve uluslararası değişim ve dönüşümleri takip edebilecek politikacıları, tarihçileri, bürokratları, siyaset bilimcileri, gazetecileri, köşe yazarları, sosyologları ve psikologları olduğunu biliyoruz, neredeydi bunlar?

Bu dönem için “pozitif etkin” politika geliştirebilecek “Sosyal Bilimcilerimiz” yok muydu?

Şimdi bazı ilgili kişiler “biz durumu görmüştük, şunları yazdık, şu uyarıları yaptık” diyecekler… Peki bu kişiler neden sesini duyuramadı, nasıl engellendiler? (Bu arada cahil toplum deyip geçemeyiz. Ayrıca olayı cemaatin başına gelenler olarak değil, Türkiye’nin ve müslümanların başına “gelenler ve gelecekler” olarak değerlendirelim..)

Soruların diğer bir basamağında ise şunlar var:

Bu değişim, dönüşüm ve yeniden pay etme dönemine, Türkiye gibi devlet kurma, bir devletten başka bir devlete geçme tecrübesine sahip bir ülke nasıl bu sevide girebildi?

Yani; “ülke olarak niye masada %80 söz sahibi bir konumda değiliz” diye sormuyorum, ama “en azından %20-10 veya %5 etkin olabilecek bir pozisyona sahip olmaz mıydık”? Bu kadar eksilerde ve her yönden hazırlıksız mı girmemiz gerekiyordu?

Bu soruların muhatabı olan Türk Sosyal Bilimcileri’nin (hapiste olmayan) büyük bir kısmı şu anda mevcut durumu övmekle, konuşabilen az bir kısmı yermekle, bir kısmı da ikincil, hatta üçüncül unsurları eleştirmekle meşguller. Tabi ki doğru tespitler de yapılmakta. Belirtmek isterim ki, burda ülkenin çıkarlarını koruyacak ve bütünlüğünü sağlayacak,  “pozitif sosyal bilimcilikten” bahsediyorum. Çünkü belli ki, tersi bir sonuç alınmış. (Bu arada sosya bilimci olmadığım için doğru terminoloji kullanmamış olabilirim).

Maalesef ki, kişisel fikrim “pozitif sosyal bilimciliğin iflas ettiği” ve “negatif sosyal bilimcilerin de işi ellerine yüzlerine bulaştırdıkları”dır. Kimseyi incitmek istemem, ama sosyal bilimcilik masa başında teori üretmekten öte, yapıcı-dönüştürücü-modelleyici de birşey olabilmeliydi diye düşünüyorum.

Bu süreç  bir fen bilimci olmanın kıymetini de anlamama yardımcı oldu: yaptığımız işi anında aletlerle ölçmek ve ispatlamak, yalnış ve hata varsa kısa sürede düzeltmek gibi ele geçmez bir şansımız var.

Asıl konuya henüz gelemedim. Çok uzadı. Onu 2. bölüm olarak sunacağım.

 

Nil Yılmaz

 

 

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

1 YORUM

  1. Bir kere TC eğitim ve bilim konusunda dünyanın neresinde ki böyle kaliteli bilim adamları olsun?! Hem bunlar – farz edelim ki – var hemde gerekli miktarda, eee sonra? Sanki o yazılan- çizilen senaryolar (proje, analizler v.s. ne diyeceksek) sanki o kıymetli ilim adamları tarafından yazıldı da oldu? Dünyadaki oyun kurucuları bunlar mı?! Sanki dünyada işler kendi kendine mi yürüyor? Sözünü geçirmek istiyorsan hem proje üreten yetişmiş elemanın olacak, hem siyasi gücün, hem iktisadi, hem de askeri gücün olacak.. Bunların hangilerine ve kaçta kaçına sahipsiniz? Esasen bu hareket tam ‘oyun kurucu’ olma vasfına ve gücüne doğru hızla ilerlerken kendi – kendini bilmez diyeyim – siyasileriniz tarafından gadr-u hıyanete uğratıldı. Şimdi de kendi ellerininizle bir birinizi yiye – yiye birikimlerinizi yok ediyorsunuz!.. Yazık, çok yazık.. :((

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here