Eleştiri ama Nasıl?

372

Alp TEKİN

Meziyetlerini şahıslarımızda ve faziletlerini kendimizde tasavvur edip, şerefleriyle şâkirâne iftihar ettiğimiz bir kısım kardeşlerimize ne oldu da, mağdur kardeşlerinin duygularını dikkate almadan açıklamalar yapıyorlar.
Üzüldüklerinin ve bu üzüntülerini ifade etmek istediklerinin farkındayız. Fakat; üsluplarına bakınca, galiba kardeşlerini üzdüklerinin farkında değiller, diye düşünüyoruz.
Öncelikle; peygamberler dışında hiçbir insan hatasız değildir. Kamil insan hatasız insan demek değildir. Kamil insan; iyi niyetli, hatalarını minimize etmiş, bütün hassasiyetine rağmen bir hata yaparsa, bu hatasını telafi etmek için yapılması gerekenleri eksiksiz yapan ve Allah’tan af dileyen insandır. Bir insanın hatasız olduğunu savunmak ne kadar yanlışsa; eleştirirken insafı elden bırakmak da o kadar yanlıştır.
Suç ve hata iddiasında bulunurken detaylar öz kadar kıymetlidir. Hatta; suçun büyüklüğünü, cezanın miktarını detaylar belirler. Bir hırsızlık olayında, ekmeği çalanın aç veya tok olması detaydır ama ceza miktarında çok etkilidir. Bir insan hakkında, “Ahlaksız!” demenin; “Zina yaptı!” demekten daha kötü olduğu hepimizin malumudur. Çünkü; birincisinde mülahaza dairesi açık bırakılmıştır. İnsanlar, “Ahlaksız!” isnadının içini her türlü kötülükle doldurabilirler.

“Cemaat”e veya “Abi”lere herhangi bir suç isnadında bulunanlar, öncelikle bu isnadlarını genel cümlelerle değil, detaylı ve açık bir şekilde ortaya koymalıdırlar. Cemaat’in hangi söz veya tavrı suçtur? Bu suçu kim veya kimler işlemiştir? Bu suçlar bireysel midir yoksa Cemaat’in genel tavrı mıdır? Maruz kalınan zulümlerde bu hataların payı var mıdır, varsa ne kadardır? Bu ve benzeri sorulara cevap verilmeden, geniş bir kitleyi genel ifadelerle suç işlemek veya hata yapmakla ittiham etmek ciddi bir vebaldir.

Cemaat ile ilgili iddiaların medeni hukuka ve/veya İslam hukuna göre suç olduğu; temel insan haklarına, genel ahlaki değerlere ve/veya Sünnet-i Seniyye’ye uygun olmadığı delillendirilmelidir. İspat, suç isnadında bulunanın görevidir. Suç isnadında bulunup, “Masum olduğun konusunda beni ikna et veya sorumluluğu üstlen!” demek hangi vicdana sığar.
Sadece hataları söylemek doğru veya faydalı mıdır? Hataları söylerken bu hataların sebepleri üzerinde durmak, tekrarlanmaması için ayakları yere basan çözüm önerileri sunmak, güzel olmaz mı? Bu çözüm önerilerinin pozitif bilimlere uygun olması gerektiği gibi Kur’an ve Sünnet’e de uygun olması gerekmez mi? Pozitif bilimlerle Kur’an ve Sünnet’in çeliştiği durumlarda Kur’an ve Sünnet’e tabi olunmalı değil mi? İslami bir hareketi değerlendirirken belli ölçüde İslami literatüre hakim olmak gerekmez mi? Pozitif bilimleri herşey görüp, İslam’ın evrenselliğini ve zaman üstü oluşunu gözardı etmek doğru mu?
Yapılanları kritiğe tabi tutarken, yapılan işlerin yapıldığı zaman, hangi şartlar altında yapıldığı ve daha doğrusunu yapmanın mümkün olup olmadığı dikkate alınmalıdır. Hangimiz Efendimiz(AS) kadar insanların bir eşya gibi alınıp satılmasından rahatsızlık duyabiliriz? O (AS) zamanın şartlarını, insanların düşünce tarzlarını dikkate almış ve o devre göre yapılabilecek en doğru hamleleri yapmıştır. Fakat köleliği bir hamlede kaldıramamıştır. Bugünden bakıp, o devrin şartlarını dikkate almadan eleştirirsek, haşa ve kella Şefkat Peygamberi (AS)’ı kölelik taraftarı olmakla suçlar ve zalimane bir karar vermiş oluruz.

Bir şey ya bizzat güzeldir, Mekke’nin fethi gibi; ya da neticeleri itibarı ile güzeldir, Hudeybiye antlaşması gibi. Hudeybiye antlaşması imzalanırken; Sahabe Efendilerimiz bu antlaşmayı onur kırıcı ve yanlış bulmuşlardı. Savaşıp şehid olmayı bu antlaşmayı kabul etmeye tercih ediyorlardı. Fakat zaman; Hudeybiye’nin tam bir zafer olduğunu ortaya çıkardı. Hudeybiye’yi yaşayan sahabeler genç sahabelere; “Siz Mekke’nin fethine fetih diyorsunuz; biz ise Hudeybiye’ye fetih deriz.” diyorlardı. Benzer şekilde; Uhud Savaşı, Osmanlı’nın birinci dünya savaşında mağlup olması, hatta Kerbela hadisesi gibi üzücü olayların sebep olduğu büyük hayırlar hepimizin malumudur.Yaşadığımız hadiselerin ne gibi hayırlara vesile olabileceğini bilmiyoruz. Üzücü hadiseler karşısında dengemizi kaybedip etrafı suçlama günahına girmemeliyiz.

Allah Rasul’u Bazen küçük bir iyiliğin birçok büyük günahı affettirdiğini haber verir. Cemaat dünya çapında büyük bir iyilik hareketidir. Bu büyük kitlenin, insanlığa hizmet ederken bireysel veya küçük gruplar halinde bazı hatalar yapmış olması muhtemeldir. Cemaat’i eleştirirken yaptığı iyiliklerin büyüklüğünü, hatalarının küçüklüğünü ve iyiliklerin hataları affettireceği gerçeğini dikkate alarak insaflı olunmalı değil midir?

Hangimizin annesi bizi yetiştirirken pedagojik veya maddi hatalar yapmamıştır? Buna rağmen; hangimiz annemizi eleştiriyoruz veya eleştirirken insafı elden bırakıyoruz? Annelerimiz insan oldukları için hata yapmışlardır, üstümüzde hakları büyük olduğu için onları eleştirmektem çekiniriz, eleştirmek zorunda kalırsak üslup hatası yapmamaya dikkat ederiz. Bunu insan olmanın bir gereği olarak görürüz. İnsanlığa hizmet uğrunda birçok fedakarlık yapmış, üstümüzde hakları olan insanları eleştirirken de bu özeni göstermek gerekmez mi?

Bazı arkadaşların bazı halleri fazilet füruşluk olarak mı anlaşıldı? Bütün vakitlerini insanlığa hizmet’e adayan arkadaşların Cemaat’te daha fazla söz sahibi olması diğerlerini rahatsız mı etti? Onların fikirlerine yeterince kıymet verilmedi mi veya öyle mi düşündüler? Belki; fikirlerini Cemaat’i ikna edebilecek berraklıkta ifade edemediler veya Cemaat’i ikna etmekte yeterince ısrarcı olamadılar? Belki de; teorik olarak doğru gözüken fikirleri pratikte yanlıştı veya uygulanabilir değildi? Bu ve benzeri sebepler Cemaat’i eleştirirken acelecilik etmelerine veya üslup hatası yapmalarına sebep olmuş olabilir mi? Bu soruları hakkıyla cevaplamak, derin bir iç hesaplaşma gerektirir.

“Zulümde mazlumun hatalarının da payı vardır.” iddiası her zaman doğru mudur? Bazen insan melekler kadar masum olur ama zalim yapacağını yapar. Kur’an’da anlatılan bütün peygamberler hatasız olmalarına rağmen hayatlarının büyük kısmında zulme maruz kalmışlardır.

Zulme maruz kalmadan önce zulmü engelleyici önlemler alınmalı değil miydi? Belki alındı ve Cemaat daha büyük zulümlerden kurtarıldı. Hem bazen; ne türlü önlemler alınırsa alınsın zulüm engellenemez. Mekke döneminde, Allah Rasul’u fetanet-i azamıyla her türlü önlemi almasına rağmen zulüm bütün acımasızlığıyla devam etmiştir.

Unutmamalıyız, mazlumların içimizi yakan hallerinin baş sorumlusu devrimizin zalimleridir. Zulmetmekten zevk alan, canavarlaşmış bir kitlenin saldırısına maruz kalan masumlarda kusur aramak ne kadar doğrudur?

Hariçten saldırı olduğunda yapılması gereken ilk ve en önemli iş dahilde birlik ve beraberliği kuvvetlendirmektir. Mazlumlara yardım etme konusunda samimiysek; birlik ve beraberliğimizi bozarak bizi güçsüzleştirip, zalimin işini kolaylaştıracak herşeyden uzak durmalıyız.

Yeni şeyler söylemenin, söyledikleri ile ilgi odağı olmanın şehvetine kapılıp ileride insanlar nazarında mahcup, Allah huzurunda mesul olacak beyanlardan kaçınmalıyız.
“Kul iyice düşünmeden söylediği bir söz yüzünden cehennemin doğu ile batı arasındaki mesafeden daha derin bir çukuruna kayıverir” ve “Bir kul önem vermeyerek Allah’ın rızasına uygun bir söz söyler; Allah bu yüzden onun derecesini yükseltir. Bir başka kul da yine önem vermeyerek Allah’ın hoşuna gitmeyecek bir söz söyler; Allah bu yüzden onu cehennemin dibine indirir.” hadisleri söz söylemenin ne kadar ağır neticeleri olduğunu, sözü süzüp de söylememiz gerektiğini, sözün sadece söyleneni değil söyleyeni de etkilediğini beyan eder.

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

1 YORUM

  1. Yav bu yazılar tek tip olmaya başladı 🙁 arkadaş bir şeylere ya da birilerine içerlemiş sanki ve soluğunu klavyenin önünde almış. Evet, bu ve benzeri yazılarda şunları bulabilirsiniz arkadaşlar, sayıyorum: yüksekten ve büyük konuşma (“bir kısım kardeşlerimize ne oldu da, mağdur kardeşlerinin duygularını dikkate almadan açıklamalar yapıyorlar..”, “.. farkındayız..”, “.. düşünüyoruz..”), alakasız örnekler (“Öncelikle; peygamberler dışında hiçbir insan hatasız değildir..” – bu tür genel- geçer kuralları tartışan mı var sanki? Neden bazıları kendini vaaz verme moduna salıyor ki?), münasebetsiz genellemeler,tecrim etmeler, soru tufanına boğmalar, ithamlar, su-i zanlar.. Say babam say! Ve aynı zamanda bu tür yazılarda şunları bulamayacaksınız: TEVAZU (büyük harflerle yazayım ki gözlerine batsın), muhataplara ve fikirlerine saygı, hüsnü zan, edep, ilmi birikim, çözüm önerisi ve hatta MANTIK.
    “Osmanlı’nın birinci dünya savaşında mağlup olması, hatta Kerbela hadisesi gibi üzücü olayların sebep olduğu büyük hayırlar hepimizin malumudur..” ?!
    Osmanlı’nın bu hezimeti hangi büyük hayrlara sebep olmuş ki? Birileri beni bu konuda aydınlatsın!
    “Cemaat”e veya “Abi”lere herhangi bir suç isnadında bulunanlar, öncelikle bu isnadlarını genel cümlelerle değil, detaylı ve açık bir şekilde ortaya koymalıdırlar. ” Arkadaş kendini ‘ehli hall vel akd’ mı sanıyor? Gerçi belki öyledir, bilemiyorum.. Ya da bu teklifi ile – netice itibariyle – arkadaşları gıybet yapmaya çağırdığını farkında mı?!
    Editör arkadaşlara önerim: şöyle bu tür yazılar için ayrı bir bölüm açsanız, şöyle ‘playground’ ya da ‘kindergarten’ nevinden. Yahut rating filan, mesela 13- onüç yaşın üzerinde olanların okuması abestir gibisinden. Valla süper olurdu, hem zamandan tasarruf hem sinirim bozulmazdı..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here