Ne Kaybettik, Ne Kaybettiler?

1168

Alp TEKİN

Efendimiz(AS) hicret ederken son bir defa dönüp Mekke’ye bakmış ve “Ey Mekke, sen benim en sevdiğim şehirsin, beni senden çıkartmasalardı ben çıkmazdım” demiş ve Mekke’yi terketmenin kendisini derinden incittiğini ifade etmişti.

Medine’de sıtmaya yakalanan Hz. Ebu Bekir(RA), “Nasılsin?” denildiğinde, ‘’Herkes evinde mutludur’’ der ve inlerdi.

Hz. Bilal-i Habeşi(RA) sıtma nöbeti geçince yüksek sesle, “Bir bilebilseydim: Mekki vadisinde güzel kokulu, yumuşak otların arasında geceleyebilecek miyim?
Bir gün Mecenne sularına varabilecek miyim?

Mekke’nin Şame ve Tafîl dağlarını görebilecek miyim?” der ve ağlardı.
Allah Rasulu(AS) doğup büyüdüğü toprakları, ruh ikizi Kabe’yi; Hz. Ebu Bekir(RA) evindeki mutluluğu; Hz. Bilal(RA) tatlı hatıralarını; müşrikler ise kendilerini gerçek kurtuluşa ulaştıracak hakikat erlerini kaybetmişlerdi. Mekke’liler, sokaklarında mütebessim çehresiyle dolaşan ‘’Emin’’ lerini, gece sabahlara kadar kendileri için dua eden ‘’Muhammed(AS)’’lerini, başları sıkıştığında fikir danışabilecekleri rehberlerini kaybetmişlerdi.

İnsanlık semasının yıldızları Medine’yi aydınlatırken; Mekke, kendini yillarca sürecek bir karanlığa mahkum ettiğinden habersiz, zafer sarhoşluğu yaşıyordu.

Türk milleti, büyük çoğunluğu itibarıyla, aldatarak iş görenlere inandı, gücün büyüsüne kapıldı, dünyayı ahirete tercih etti, haksızlık karşısında susanın dilsiz şeytan olduğunu unuttu ve ‘’Hizmet’’ mensubu insanlara büyük kayıplar yaşattı.

Öz yurdunda garip olmak, parya muamelesi görmek, bir eşkıya gibi köşe bucak saklanmak, her gece evin basılması endişesi ile yatağa girmek, bu endişeyi eş ve çocuklara hissettirmemeye çalışmak büyük bir kayıptır.

Masumken zincire vurulmak, zindana atılmak, onur kırıcı işkencelere maruz kalmak, hiçbir gerekçe gösterilmeden 10 yıl, 20 yıl veya müebbet hapse mahkum edilmek, eş ve çocukların bazen sahipsiz bazen çaresiz kalması büyük bir kayıptır.

Yıllarca alın teri ile calışıp kazanilan, vergisi ödenen malın mülkün haramiler tarafından yağmalanması ve kuru ekmeğe muhtaç hale gelmek büyük bir kayıptır.

İllegal yollardan doğup büyüdüğü toprakları terketmek, ne zaman geri döneceğini bilememek, herşeye sıfırdan başlamak, aynı sıkıntıyı yaşamayanlar tarafından anlaşılmamak büyük bir kayıptır.

Sevdiklerinden ayrılmak, onların ses ve görüntüsü ile yetinmek zorunda kalmak bazen onu da bulamamak, ihtiyaç duyduklarında yanlarında olamamak, dertleşememek büyük bir kayıptır.

Ezan’sız, Cuma’sız, Bayram’sız kalmak büyük bir kayıptır.

Milletine hizmet etmekten başka derdi olmayan bu insanlar, bu ve benzeri birçok kayıp yaşadılar ve yaşıyorlar. Üzüldüler, sarsıldılar ama kadere iman ettiklerinden kedere teslim olmadılar. Kaybettiklerinin günahlarına keffaret olduğunu, fani kayıplarının ebedileştiğini düşünüp teselli buldular. Kendilerini yoktan var eden Hz. Allah’ın, her yokluğu varlığa çevirebileceğine inanarak insanlığa hizmete devam ediyorlar.

Neyi kaybettiğinden habersiz Türk milleti ise bir hırsız, yalancı ve maceraperestin peşinde kendisini bekleyen acı sona doğru hızla ilerliyor. En kötüyü yaşamadan Allah gözlerini açsın, Hz.Yunus(AS)’ın kavmi Ninova halkına lutfettiği gibi onlara da hakiki tövbe imkanlarını lutfetsin.

Türk milleti; gözü arkada kalmadan, eşini ve çocuğunu emanet edebileceği emin insanları kaybetti. Geceleri kalkıp gözyaşları ile çocuklarına dua eden dertli insanları kaybetti. Çocukları ile kendi çocukları gibi, hatta onlardan daha fazla, ilgilenen rehberleri kaybetti. Her gittiği yerde yardıma muhtaç insanları bulan ve onlara sahip çıkan fedakarları kaybetti. Karşılık beklemeden iyilik yapan, mahcup ve samimi insanları kaybetti. Ev ev, mahalle mahalle, köy köy kendisine gerçek İslam’ı anlatan mürşitlerini kaybetti.
Türk milleti; kazandığını veren, tasını tarağını toplayıp yaşanması en zor ülkelere hicret eden, bayramlarda Türkiye’nin ve dünya’nın fakir bölgelerine gidip oradaki insanlara kurban götüren, evinde öğrencileri ağırlayan, yazlığını öğrenci programlarına tahsis eden, kahraman iş adamlarını kaybetti.

Türk milleti; çocuklarına dini ve milli değerlerle beraber pozitif bilimleri de öğreten, Türkiye için dünya ile yarışan öğrenciler yetiştiren, tertemiz ve başarılı eğitim kurumlarını kaybetti. Bu kurumlarda çalışan işinin ehli, gayretli ve fedakar öğretmenleri kaybetti. Bu kurumların ve öğretmenlerin ortaya koyduğu eğitim seviyesini kaybetti.

Türk milleti; çuval çuval paralarla satın alınamayacak kadar değerli, devletin kalemi ile kendi adına bir harf yazmayacak kadar hassas, bileklerinde kelepçe ‘’Haram lokma yemedim!’’ diyebilecek kadar kendinden emin, canlı bombaların üzerine atlayabilecek kadar gözü kara, milletin malını yiyen amirleri dahi olsa gerekeni yapacak kadar hakperest, hakperest olma karşılığında meslekten atılmayı, hapse girmeyi, çoluk çocuğunu kuru ekmeğe muhtaç etmeyi kabul edecek kadar kararlı devlet görevlilerini kaybetti.

Türk milleti; yayınladığı her haberi doğru, mazlumun sesi soluğu, zalimin korkulu rüyası, ahlaklı ve seviyeli medya organlarını kaybetti.

Türkiye’nin genelini ilgilendiren problemlere çözüm bulabilmek için, her kesimden insanı bir araya getiren ve onlara kendilerini ifade etme ortamı hazırlayan vakıfları kaybetti.
Her kayıp bir boşluk oluşturdu ve bu boşluklar ya kötü niyetli ya da ehil olmayanlar tarafından dolduruldu. Koskoca bir ülke sahip olduğu bütün değerleri ile beraber bir uçurumdan atıldı. Düşüşünü uçuş zanneden zavallı millet uçurumun dibine çakılmadan uyanır mı? Yoksa dibe vurunca mı uyanır? Onu Allah(CC) bilir.

Bizim bildiğimiz; zulm ile abad olanın ahirinin mutlaka berbad olacağıdır. Küfrün devam edebileceği ama zulmün asla devam etmeyeceğidir. Bir beldeye gelen belanın sadece zalimleri, kötüleri değil masumları da yakacağıdır.

Bizim bildiğimiz; zaferden değil seferden sorumlu olduğumuzdur. Galiplerin değil inananların üstün olduğudur. Haksızlık yapanların, onlara yardım edenlerin, haksızlık karşısında susanların ahirette zor hesap vereceğidir.

Bizim bildiğimiz; Süfyanların değil, Fahr-i Kainat Efendimiz(AS)’ın adının dünyanın dört bir tarafında, şanına yakışır şekilde şehbal açacağıdır.

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

1 YORUM

  1. Güzel bir yazı olmuş. Cümle ihvan ve ahavatın gönüllerine inşirah salsın, araftakiler için ikaz olsun, cümle aduvv için insafa gelmeye sebeb olsun ya da.. ya da.. sen bilen Allah’ım. Elinize kaleminize sağlık!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here