Eleştirilere Tahammülsüzlük

565
Pek çok insan eleştirilerin cemaatin hoşlanmadığı bir şey olduğunu yeni fark etse de, cemaatin önde gelen isimleri eleştiriden, aykırı fikir ve görüşlerden, “ya tamam da burada tuhaf bir şeyler var” diyenlerden eskiden beri hoşlanmazlar.

Cemaatin önde gelen isimlerinden kastım, Hocaefendi ve yakın arkadaşları değil. Farkında olarak veya farkında olmadan kraldan fazla kralcı olan kişiler.

Askerde, daha düşük rütbeli olan bir komutana, söz gelimi astsubay olan birine, bilmem kim binbaşı şunu emretti veya izin verdi diye söylerlerdi, o astsubay da garibim uyardı. Gidip o binbaşıya komutanım böyle bir şey emrettiniz veya izin verdiniz mi diye sorma şansı yok…

Bizim durum da biraz buna benziyor.

Hocaefendi böyle dedi. Acaba dedi mi? Dediyse aktaranın anladığı gibi mi demek istedi, sorma şansımız yok itaat edeceğiz, ya da dışlanacağız.

Örneğin ben, 2002 – 2003  yıllarında, daha sonra 2007 – 2011 yılları arasında gidişatı, tavırları ve uygulamaları eleştirdim.

Daha çok zenginlerle içli dışlı olma, sürekli onlarla beraber görünme, fakir fukara ile kimse yok mu dışında pek muhatap olmama, marjinal, kapalı devre bir grup görüntüsü verme gibi konularda, TV ve gazetelerde yayınlanan faiz reklamları, TV dizileri, yanlı haber ve benzeri pek çok konuda eleştiri getirdim, hiç kimse bana “haksız yere eleştiriyorsun, söylediklerin doğru değil” demedi. “Filanca bunun böyle olması gerektiğini söylüyor sen ondan daha mı iyi biliyorsun?” dediler.

Mesela, Bank Asya’nın kâr payı oranı ile bankaların faiz oranlarının aynı olduğunu, aynı şekilde, aynı oranda ve aynı zamanda değiştiğini, bu benzerliğin tesadüf olamayacağını, bunun düpedüz faiz olduğunu, faizin ise açık seçik haram kılındığını hatta Allah’ın, faizde ısrar edenler hakkında Allah ve Resulü tarafından kendilerine harp ilan edildiğini bilsinler diye ultimatom verdiğini, böyle bir şeyle, kendine Kur’an cemaati diyen bir cemaatin ne alakasının olduğunu söylediğimde, bu konuda Bank Asya’nın Hayrettin Karaman’dan danışmanlık aldığını söylediler ve eklediler, sen Hayrettin Karaman’dan daha mı iyi biliyorsun?

Samanyolu TV ve Zaman Gazetesinde bir bankanın cazip faiz koşullarının reklamının döndüğünü gördüğümde, bir kaç isme bizzat sordum, “bu nedir?” dedim. “Allah Bakara Suresinin ilgili ayetlerinde faizi açık açık ve çok sert bir dille yasaklıyor ve Allah faizi mahveder diyor. Faizde ısrar edenler Allah ve Resulü tarafından kendilerine harp ilan edildiğini bilsinler diye de tehdit ediyor, siz bu reklamları nasıl yayınlarsınız?” dedim. “O kurumların ayakta kalması için bu reklamların alınması gerekiyor” dediler. “Hiç ilkeniz, sınırınız, bunu kabul edemeyiz diyeceğiniz bir şey yok mu yani?” dedim. Şehir şehir dolaşıp namaz konusunda konferans veren ve adının Mehmet olduğunu hatırladığım biri bana, “Abi bu konuyu fazla eşeleme istersen” dedi.

Bazı kişiler, sorgulanamazlık/eleştirilemezlik kalesinde yaşamaya öyle alışmışlar ki, asla eleştirilmek istemiyorlar.

Geçmişte, eleştirdiğiniz ve sorguladığınız vakit, “Abi bu niye böyle oluyor, bence burada bir yanlış var” dediğiniz vakit, dayanışmayı bozan biri muamelesi çekiyor ve ısrar ederseniz dışlıyorlardı.

Bugün eleştirilerin önüne bugün yaşanan zulümleri kalkan yapıyorlar, geçmişte de başka şeyleri kalkan yaptılar. Kendilerine getirilen eleştirileri hizmete veya Hocaefendi’ye getirilmiş gibi lanse ediyorlar.

Kaldı ki ben Hocaefendi ile de görüşme şansım olsa, usulünce, edebince kendisine de sorarım. Böyle bir şeyden haberiniz var mı? Bu doğru mu? diye. Hocaefendi Hocaefendi ama Peygamber filan değil, ilmiyle âmil bir âlim. Hata yapabilir. Kendisine eksik veya yanlış bilgi verilerek yanıltılabilir. Peygamberimize sahabesi sormuş, biz neden sormayacakmışız?

Zaten başımıza ne geldi ise sormamaktan, sorgulamamaktan, yerinde ve zamanında “ya arkadaşlar bu işte bir yanlışlık var” dememekten geldi.

Mesela ben Hocaefendi’ye, bugün yaşanan zulümleri geçmiş Peygamberler ve ashabına yapılanlarla karşılaştırmanız suistimallere kapı açıyor ve ibret alınmasının önüne geçiyor demek isterim.

Bugün yaşananların zulüm, hem de ağır tahrikler içeren ağır zulümler olduğunu inkar etmiyorum. Fakat Peygamberler ve ashabı ile aynı sebeplerden olduğu konusunda derin ve sağlam şüphelerim var. Peygamberler ve ashabının zulümler ve adaletsizlikler döneminden önceki zamanları yoktu. Bizim ise 2000 – 2012 arası 12 yıllık bir dönemimiz var. Öncesini saymıyorum.Bu süreçte kırılan kalpler var, küstürülen insanlar var. Emek sömürüsü var.
Ben iş hayatımda yediğim kazıkların önemli bir kısmını cemaatten olduğu için güvendiğim insanlardan yedim.
O yüzden, evet, gerçekten masum ve mazlum, sahabe gibi insanlar var ama herkes öyle değil, kimse kusura bakmasın. Bir an evvel girdiğimiz kul hakları, kırdığımız kalpler, küstürdüğümüz insanlar gibi gerçeklerle yüzleşmeli ve helallik almaya bakmalıyız. Allah’ın harp ilan ettiği işlere giriştiğimiz için de tövbe istiğfar etmeliyiz.
Bazı sorular bugün sorulmalı ve cevapları şimdi, bugün verilmeli. Mevsimi geçtikten sonra tarlaya buğday ekmenin hem zor hem de anlamsız bir çaba olması gibi, bu mevsim geçtikten sonra verilecek cevapların bir anlamı olmayacak.
Ben yurt dışına çıkmak istedim mesela çok önceden.
Bir abiye söyledim, bana yardımcı olun dedim.
Web sitesinden, bilgisayarlardan, grafik tasarımdan, güvenlik kamerası sistemlerinden anlarım, küçük elektrikli ev aletlerini tamir eder, su tesisatı sorunlarını çözerim, aspirin gibi bir şeyim ben dedim.
Abi bir kaç yere sormuş. Biri ingilizce biliyor mu demiş, öbürü Fransızca biliyor mu demiş, ben de bilmiyorum ama öğrenirim, hızlı öğrenen biriyim dedim. Kabul etmediler.
Hocaefendi de o zamanlar bilmem şu kadar insan Türkiye’den ayrılmalı diyordu. Dil bilen şu kadar kişi demiyordu, mesleği olan şu kadar kişi demiyordu.
Ben değilim burada anlatmak istediğim.
Güya sözü en çok dinlenen isim bu kadar insan dışarı çıkmalı diyor, çıkmak isteyen birine başka bir şeyler söyleniyor, anlıyor musunuz?

Ve eleştirmeyeceğiz. Soru sormayacağız. Allah bu zalimleri hangi hata ve günahlarımız sebebiyle başımıza sardı demeyeceğiz? Vahiyle teyit ediliyorlar çünkü birileri. Dar oligarşik kadro.
O yüzden eleştirenler pozitif bir şekilde, hakaret etmeden, kırmadan dökmeden eleştirmeye devam etsinler.
Sadece şuna dikkat edilmeli diye düşünüyorum:
Kuvve-i Maneviyeyi sarsacak, mücadele etmek ve ayakta kalmak için gereken umudu ve moral gücünü sabote edecek kadar ağır tasvirlerle, durumu olduğundan daha vahim ve başa çıkılamaz göstermemeye dikkat etmek gerekir.
Ayrıca yurtdışında olan insanlar (yeni gidenleri değil, oralarda eskiyenleri kastediyorum), ah vah edip durmak dışında, bulundukları ülkelerde yaşayan Türkiyeli olmayan müslümanlarla tanışmalı, Türkiye’deki durumun vahameti anlatılmalı ve yardım istenmeli.
Mesela Numan Ali Khan gibi isimlerle görüşülüp tanışılır ve anlatılırsa çok faydalı olur kanaatindeyim.
Bunun dışında BM temsilcilikleri, STK’lar İnsan Hakları Dernekleri gibi kuruluşlarla da tanışılması, görüşülmesi ve durumun anlatılması şart.
Bunu yapmadan geçirilen zamana yazık.
HAMDİ TOROS
Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here