Hak, Mağlubiyet ve Galibiyet

453

Alp TEKİN

Mağlubiyet her zaman haksızlık veya hata göstergesi olmadığı gibi, galibiyet de her zaman haklılık veya masumiyet belirtisi değildir. Hatta denebilir ki; haklı olup, hatasız bir şekilde yol yürüyüp, hayatının belli dönemlerinde mağlubiyet yaşamayan yoktur. Haksız olup, hata üstüne hata yaptiği halde bir kerecik olsun mağlubiyet yaşamadan ömrünü tamamlayanlarin sayısı hiç de az değildir.

Hz.Nuh(AS) galibiyetin şartlarından olan davanın hak olması, gayret, ihlas, masumiyet ve fetanet’te zirve olmasina rağmen mağlubiyeti acı acı yudumlamıştır.

Kur’an, Hz.Nuh(A.S.)’in davasını; doğru yolu göstermek, zulmü kaldırıp adâleti yaymak, putlara tapmaktan vaz geçip bir olan Allah’a ibadet etmek olarak anlatır. “Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok. Aksine ben, Âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.” ayeti Hz.Nuh(A.S.)’in davasının hak olduğunu ifade eder. “Rabbim! Doğrusu ben, kavmimi gece gündüz çağırdım.” ayeti O’nun gayretini iltifatkarane vurgular. Allah(CC) Hz.Nuh(A.S.)’in “Ey kavmim! Ben sizden herhangi bir mal mülk istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah’a aittir.” sözünü Kur’anda naklederek O’nun ihlasını ilan eder. Ayni zamanda Hz.Nuh(AS)’i hidayete ulastirdığını, O’nun şükreden ve salih bir kul olduğunu bizlere bildirir.

Hz.Nuh(AS) bütün bu donanımı ve gayreti ile 950 sene, içinde bulunduğu topluma hizmet etmistir. Bir milyonu aşkın nüfusa sahip olan bu şehirde Hz.Nuh(AS)’a inananların sayısı seksen kişi kadardır. Aynı yastığa baş koyduğu eşi ve öz oğlu dahi kendisine inanmamıştır. Bir baba ve peygamber olarak oğlunun cehenneme gidecek olmasına çok üzülür. Ellerini açar ve her kelimesi Allah’a saygı ifade eden şu duayı yapar; “Ey Rabbim! Oğlum benim ehlimdendir, senin vaadin de elbette haktır ve gerçektir. Ve sen hakimler hakimisin.” Bunun üzerine Allahu Teala, “Ey Nuh! O senin ailenden sayılmaz; çünkü kötü bir iş işlemiştir; öyleyse bilmediğin şeyi Benden isteme. İşte sana öğüt, bilgisizlerden olma.” diye buyurmuştur. Hz.Nuh(AS) insanları ikna edememe mağlubiyeti yanında, ailesini ikna edememe mağlubiyetini de yaşamıştır.

Hz.Nuh(AS), “Rabbim! Doğrusu ben, kavmimi gece gündüz çağırdım. Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı. Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler.” diyerek mağlubiyetini ilan eder. “Rabbim! Yeryüzünde hiç bir inkarcı bırakma. Doğrusu sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve inkârcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler.” duası ile bu mağlubiyetin gelecek nesillerde de devam edecek kadar derin olduğunu ifade eder.”Ben hakikaten mağlubum. Artık benim intikamımı sen al.” yakarışı artik galibiyet ihtimalinin dahi kalmadigini beyan eder.
Hz.İbrahim(AS), Hz.Musa(AS), Hz.İsa(AS) gibi Kur’anda adı geçen peygamberlerin hayatları Hz.Nuh(AS)’ın hayatından pek de farklı değildir. İnsanlık semasının yıldızları olan bu insanlar Hakk’a hak olduğu için bağlanmış, mağlubiyeti hak yoldan dönmeye bir sebep olarak görmemiş, galibiyeti de davalarının hakkaniyetine bir delil olarak kabul etmemişlerdir.Yapılması gerekenleri, yapılması gerektiği şekilde yapmış, neticeyi Allah’tan beklemişlerdir. Allah’ın takdirini her zaman kendi beklentilerinin üzerinde tutmuşlardir. Allah’in icraatlarini gönül rızasi ile kabul edişleri bizim idrak ufkumuzun çok ötesindedir.

Hic mağlubiyet yaşamadan bu dünyayı terkedenlerden biri olan Stalin 30 yıl boyunca galibiyet galibiyet üstüne kazanarak SSCB’nin iç ve dış politikasını yönlendirmistir. 20 milyonu aşkın insanın ölümüne sebep olan Stalin, 1940 yılında 22.000 Polonyalı subay ve sivilin, kafalarına sıkılan tek kurşunla katledilmesi emrini vermiştir.

Başarılarıyla öne çıkan bir çok insanı, halk kahramanı haline gelip yerine geçerler korkusuyla sürgün etmistir. Rejim düşmanı olarak gördüğü her vatandaşı çalışma kamplarina yollamıştır. Bu kamplarda 1 milyona yakın insan zor şartlar altında çalışarak can vermiştir.

İktidarı süresince 20 binden fazla cami ve mescidi yıktırmış, 270 binden fazla müslüman din alimini katlettirmiş, bir o kadarını da Sibirya’daki kamplara sürgün ettirmistir. Kur’ân-ı kerîm ve hadis kitapları başta olmak üzere milyonlarca el yazmasi dînî eserleri toplattırıp yaktırmış, ayaklar altında çiğnetmiştir.

Çocukluğunda bir papaz olarak yetiştirilmesine rağmen gücü ele geçirdiğinde binlerce papazı öldürtmüştür.

5 Mart 1953 günü yatağında ölürken; arzu ettiği her hedefe ulaşmış, kendisine karsı duran herkesi mağlup etmişti ama davasi batıldı, kendisi şeytandı, her icraatı zulüm, her düşüncesi sapkındı. İnsanlik tarihinde bu tarz insanların sayısı hiç de az değildir.

Galibiyet destanları ile büyüyen insanların mağlubiyet görünümlü bazı hadiseler karşısında sarsılması gayet normaldir. Fakat bu sarsıntının aylar hatta yıllar boyu sürmesi doğru değildir. Her mağlubiyetin mutlaka bir sorumlusu olmasi gerektiğini düşünmek, bu sorumluyu hep kendi dışımızda aramak doğru değildir. Hadiseleri değerlendirirken her insanın hata yapabileceğini unutup, insafı elden bırakmak doğru değildir. Bazı yenilgilerin zamanla zafere donüşebileceğini gözardı etmek, aceleci olmak doğru değildir. Allah’in rızasının istikamet ve ihlas ile kazanılacağını unutup, galibiyet bağımlısı olmak doğru değildir. İnandığımız değerlerin gücünü özünde değil, galip veya mağlup olmalarında aramak doğru değildir. Mağlupları küçük görmek, galiplere veya kenarda durduğu icin mağduriyet yaşamayanlara hayranlık duymak doğru değildir. Galibiyetlerle aşk-u şevke gelip, mağlubiyetlerle inkisara kapılmak doğru değildir. Hizmetin bir ibadet olduğunu, ubudiyetin dâîsinin emr-i İlâhî, neticesinin rıza-yı Hak ve semerâtının uhrevi olduğunu unutup, zaferi esas maksad yapmak doğru değildir. Asıl mağlubiyet ve galibiyetin hesap gününde belli olacagını akıldan çıkarıp, herşeyi bu dünyadan ibaret zannetmek doğru değildir.

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

1 YORUM

  1. Yazının ilk yarısı güzel olmuş ya, ama ikinci yarısı varsa da Stalin,yoksa da Stalin haline gelmiş. O adamı savunacak değilim, ama meseleyi o kadar müşahhaslaştımanın manası ne? Sanki Mao ondan geri miydi? Yada Polpot? Yahut Pinoçe? Arkadaşın Stalin ile özel meselesi mi var?
    Kur’an’da “onların putlarına sövmeyin..” diyor ( tam ifadesi bu değil, ama mealen ) Rusya’da hala toplumun bir kısmı için o adam simge isimlerden bir tanesi ve yavaş yavaş popüleritesi giderek artıyor. Yoksa Rusya’ya artık davanınızı götürmeyceksiniz, bu mu?
    Stratejik olarak doğru bulmuyorum, selamlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here