ÇOCUK

451

Hüzünle sevincin birlikte yaşandığı bir bayram sabahı namazdan çıkan iki cihan sultanı (s.a.v) mescit önünde, çocukların neşe içinde oynadıklarını gördü. Duvarın dibinde ustu basi perişan, mahzun bir çocuğa takıldı gözleri ve hemen yanına gitti.

Şefkat yüklü bir sesle seslendi ona. “Yavrum, neyin var, niçin böyle üzgün duruyorsun? Arkadaşlarınla neden oynamıyorsun?” Boynunu büktü Beşir, yetimdi. Babası Akra Uhud’da şehit düşmüş, annesi de başka biriyle evlenince sahipsiz kalmıştı. Efendimiz Besir’in elinden tuttu. Başını okşadı ve minik yavrunun bütün üzüntüsünü unutturacak o güzel soruyu sordu. Ben baban, Âişe annen, Fatıma da kardeşin olsun, istemez misin?” Hüznün yerini sevinç gözyaşları aldı bu defa. “Nasıl istemem, Yâ Resulallah?” diyebildi yalnızca.

Alemlere rahmet olan efendimiz Besir’i aldı, evine götürdü. Yedirdi içirdi, temiz kıyafetler giydirdi. Mutluluğu davranışlarına yansıyan çocuk bir süre sonra oyun oynamak için dışarı çıktı. Arkadaşları Beşir’in halindeki değişikliği görünce merakla sordular: “Sen daha önce ağlayıp duruyordun. Şimdi nasıl oldu da bu kadar neselendin?” Adeta duyanları bir yetime imrendiren o cevap geldi. “Açtım, doydum; çıplaktım, giyindim; yetimdim, Resulullah babam, Âişe annem oldu.”

Beşir bin Akra, Peygamberimizin vefatına kadar onun yanında kaldı. Allah Rasulu ruhunu Rahman’a teslim ettiginde, “İşte şimdi yetim kaldım” diyerek ağlıyordu.

Çocukların ağlamasını dindirmek icin maddi manevi fedakarlıklarda bulunurdu. Onları üzmek, incitmek, ağlatmak şefkat Peygamberi’ne fersah fersah uzaktı. Gönüllere bahar neşvesi saçan sevgiliydi O. Bir de bahara ragmen buz gibi kaskati kalmaya azmetmiş Ebu Cehiller, Ebu Lehebler vardi. Fahr-i kâinata (s.a.v) uzak olan şeylere ne kadar da yakındılar. Ne kadar da uzaktılar Allah Rasulü’nden. Uzaklik hatalarini, hatalari uzakliklarini artirdi. Bu kisir dongu onlari insanliktan cikardi, canavarlastirdi. Cocuklara, bebeklere, kendi seslerine kulak vermeyen herkese zulmedecek hale geldiler.

Ve asırlar geçti… Zalim değişti, zulüm değişmedi.Zalimin kılıcı bir kere daha vurdu masum yüreklere, acımasizca. “Bir Yusuf Hikâyesi” yazıldı yıllar sonra, yeniden.

Idealleri insanliga hizmet, hedefleri riza-i ilahi, cezaları zindandı. 8 yaşındaki Yusuf’un da bahtına, Medrese-i Yusufiye’ye atılan anne ve babasını çaresizce beklemek, onlarin hasreti ile yanmak düştü. Ne bir suçları vardı ne de en ufak bir canlıya zararları. Bu ülkede belaya hazır olmalıydı insanlığa faydalı olmak isteyen. Reva görüldü onlara hasret, gurbet ve zulüm! Madalya takacak değillerdi ya! Ya kelepçe ya da sürgün!

Hiç bir şey anlayamadı küçük Yusuf; anne ve babasinin her namazda dua ettigi devlet, onlarin eve gelmelerine müsaade etmiyordu ve haftada ancak yarim saat gorusmelerine izin veriyordu.

Anne ve babasini gormek icin sabah erkenden kalkıp saatlerce yol gitmesi, kalabalik kuyruklarda bekleyerek demir kapilardan gecmesi, askerler tarafindan aranması gerekıyordu. Bunca sıkıntıdan sonra da anne ve babasini sadece camin ardından görebiliyordu.

Babasi hep tebessum ederek geliyordu camin arkasina. “Nasilmis benim aslanim?” diyordu her defasinda; eve girerken dedigi gibi. “Iyiyim” diyordu Yusuf, küçük kalbindeki kocaman acıları bastırarak ama bir de babasinin boynuna sarilabilseydi; her akşam yaptığı gibi.

Babasi surekli; içeride rahat oldugunu, çokca namaz kilip dua ettiğini, bugunlerin gececeğini güzel günlerin gelecegini anlatiyordu.Ne kadar da güçlüydü aslan babasi. Normalde bu kadar konusmazdi. Acaba iceride konusacak kimse yok muydu? Yoksa, susarsa aglamaktan mi korkuyordu?

Annesini haftada yarim saat gormek yetmiyordu Yusuf’a. Bir şeylerin farkindaydi; annesinin ağlamamak icin dudaklarını ısırdığının, şefkat kahramanı annesinin aci cektiginin. Zayiflamisti annesi, gozleri de kipkirmiziydi. Ne kadar da çok özlemişti mis kokulu annesini. Ne olurdu; azicik yanina gitse, ona sarilsa, o da onu öpüp koklasa? Biraz anlatsa annesine; annesiz evin ne kadar soğuk olduğunu, eskiden okuldan kosarak geldiği evine artik girmek istemedigini, teyzesinin yaptigi yemeklerin hep tatsiz tuzsuz olduğunu, artik hic yaramazlik yapmadiğini, yaramazlık yapmak için bile annesine muhtaç oldugunu. Sonra ağlasa kucağinda hickira hickira, annesi de artik dudaklarini ısırmayı bıraksa, o da ağlasa.

Acı Yusuf’u degistirmisti. Gülmeyeli hayli zaman olmustu. Artik eskisi gibi ağlamiyordu. Acıya alışmış miydi yoksa acinin insanin gozyaslarini kurutacak kadar acimasiz olanini mi yasiyordu? Karar veremiyordu ama artik hicbirseyin eskisi gibi olmadigina emindi. Belki de bir daha hicbirsey eskisi gibi olmayacakti. Babasi, “Guzel gunler gorecegiz, emin olun!” demisti ya, işte o ümit kalbinin bir yerlerinde canlanıyordu zaman zaman.

Okulun bahcesinde nese icinde kosturup oynayan cocuklara katilmiyor, bir banka oturuyor, uzaktan arkadaslarini seyrediyor ve dalip gidiyordu. Ogretmeni yanina gitti, basini oksadi, “Sen de oynasana” dedi. Yusuf aci dolu gozleri ile ogretmenine bakti ve “Artik sevmiyorum!” dedi. Ogretmeni, “Neyi, oyun oynamayi mi?” dedi. Yusuf, “Hayir, anne ve babami benden ayıranları” dedi.
Anlatmak istedi ogretmeni ama Yusuf’un gozlerindeki aci sanki butun bedenini kaplamisti. Yakistiramadi kucuk bedene bu buyuk aciyi. Bu elem bir yüreğin kârı değildi, paylaşmak gerekirdi. Sımsıkı sarildi Yusuf’a, sessizce aglayarak.Yusuf ise kollari arasinda kaskati duruyordu. Farkinda değiller miydi bu cocuklara yasattiklari travmanin yoksa umursamiyorlar miydi veya bilerek mi yapiyorlardi?

Aylar gecti. Ogretmenin telefonu caldi, arayan Yusuf’un teyzesiydi. Aglayarak, “Tahliye, tahliye!” diye bagiriyor ama cumlesinin devamini getiremiyordu. Ogretmen gozlerinden suzulen yaslari durduramiyor, telefonu kulagindan ayirmadan, okulun koridorlarinda “Yusuf, Yusuf!” diye bagirarak kosturuyordu. Yusuf’u buldu, aman Allah’im! O ne asaletti 8 yasindaki bir cocukta. Diz coktu Yusuf’un onunde, “Yusuf’um tahliye oldular!” dedi. Sevinc cigliklari atmasini beklerken, Yusuf’un gozlerinden yaslar suzuldu, dizlerinin bagi cozuldu ve ogretmenine sarildi. Hicbir sey soylemedi, sessizce agliyordu. Birkac dakika sonra ayaga kalkti, koridorda nese icinde oynayan cocuklarin arasinda agir agir yuruyerek uzaklasti, yumruklari simsikiydi.Yusuf sevinmeyi unutmustu.

Ey çocuklar aglamasın diye gozunun nuru namazini kisaltan Efendimiz! Yetim bir cocugun kalb kirikligini gidermek icin bir cok zahmete katlanan Sultanimiz, ne olur, biz gunahkar yetiskinlerin olmasa bile su masum yavrularin imdadina yetis, onlarin icindeki yangini sondur.

Ey kalbi kiriklarla beraber oldugunu bize bildiren Rahman! Kalbi kiriklarla beraber olduguna iman ederek yalvariyoruz; ne olur, kalbi kirik yavrulari, anne ve babalari en kisa zamanda, surpriz bir sekilde sevindir.

Ey kufrun devam edebilecegini ama zulmun asla devam etmeyecegini ilan eden Muntakim! Mubarek ulkemizin basina bela olan, ne idugu belirsiz bu serirlerden tez zamanda masum yavrularin,yavrularindan ayrı bırakılan anne ve babalarin, hapse atilan beli bukulmus ihtiyarlarin, iskence edilerek onurlari kirilan ve oldurulen mazlumlarin intikamini al.

Ey bizlere kaldiramayacagimiz yuku yuklemeyecegini beyan eden Rabbimiz! Senden sikayet degil, halimizi sana sikayet ediyoruz. Yasananlara sabredemez, kaybedenlerden oluruz diye korkuyoruz. Ne olur Allahim, baharda bir anda topragin altindaki tohumlari filizlendirip etrafi cemenzara cevirdigin gibi, cani girtlagina gelmis gaybubetteki ve hapisteki arkadaslarimizi, abilerimizi, ablalarimizi en kisa zamanda hurriyetlerine kavustur ve ulkemizi tekrar guzelliklerle bulustur. Bedir’de, Hendek’te, Canakkale’de yaptigin gibi sebepler ustu lutuflarinla biz aciz kullarini sevindir. Amin.

Alp TEKİN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

1 YORUM

  1. Kutsal TCnin zalimleri bu zülmü nerdeyse bir asırdır mütemadiyen kürt halkına yapıyor siz hizmetim kalem oynatanları Hale’n Kürt halkına yapılan zülmü görmüyorsunuz ve de bugidişle görmeyeceksiniz görmediğinizden dolayı yarın hizmete yapılan kirli zülmü unutursunuz çünki hurafeler öyle kutsal olarak bilinç altına yerleşmişki maalesef unutmaya hemen hazırsınız unutulunca aynı zülümler mütemadiyen devam eder misal hurafe kutsal dedik Devleti kutsama en büyük pis kirli hurafelerden bir tanesidir

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here