MÜSBET HAREKET VE ASAYİŞİ MUHAFAZA

316

19. ve 20. Yüzyıl Müslüman dünyası, genel itibariyle emperyal güçlerin sömürgesi altında bulunuyordu. Bu sosyolojik zemin, ortaya çıkan İslami hareketlerde tesirini gösteriyordu. Sömürgeci güçlerle bağımsızlık mücadelesi en önemli gaye halini alıyor, dolayısıyla şiddete ve silahlı mücadeleye bir meşruiyet zemini oluşuyordu.

Her şeyin yıkıldığı, Batı hayranlığı ve dinsizlik cereyanlarının İslam toplumu içinde kuvvet bulduğu bir ortamda sistemin ıslahı adına ortaya konan fikirlere karşı; Bediüzzaman, bireyin inşasının en önemli konu olduğunu ifade eder. “Medenilere galebe ikna iledir.” “Maddi kılınç kınına girmiştir.” “Kur’an bizi maddi müdafaadan men ediyor.” diyen Hazreti Üstad; bireyin inşaasıyla beraber, yolun emniyeti adına “Müsbet Hareket” düsturunu beyan eder.

“Müsbet Hareket” etkiye-tepki olarak doğan bir hareket değil, şiddetin her türlüsüne karşı mesafeli, kendine ait yol ve yol dinamikleri ile kendi mecrasında yürümenin adıdır. Üstad bunu şöyle özetler:

“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rızay-ı İlahiye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlahiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.”

Hazret-i Üstad, en zor hapishane şartlarında dahi iman hizmetine devam eder, risale telifleri burada da sürer. Eskişehir hapishanesinde ism-i a’zama dair 30. Lem’a ve 2. Şua, Denizli hapishanesinde -aynı zamanda azılı katiller arasında dahi asayişi temine vesile olan- Meyve Risalesi ve Afyon hapishanesinde el-Hüccetü’z Zehra risalesi bu sıkıntılı zamanların meyveleridir. Ayrıca talebelerinin kendi aralarında ve genel olarak en küçük bir problem yaşamamaları adına yazdığı mektuplarla beraber müdafaalarla ilgili yazdıkları, sevk ve idaresi de dikkate değerdir.

Hocaefendi’nin bu süreçteki hareket tarzı da bizim için istifade edilmesi gereken tatlı bir su kaynağıdır. Süreçte en büyük psikolojik baskıya maruz kalanın Hocaefendi olduğu düşünüldüğünde, yapılanların ne kadar takdire şayan olduğu daha iyi anlaşılır. Her hafta Bamteli sohbetleri ile irşad faaliyetlerine devam etmesi, her gün talebeleri ile ders müzakeresi, Çağlayan dergisi başyazısı, orta sayfa ve derginin tashihi, onlarca naatı kaleme alması, dua da şaheser diyebileceğimiz Tevhidname’nin bu süreçte bize hediye edilmesi ve onlarca gazete röportajı gibi bir çok faaliyet bize iman hizmetiyle ilgili yapılması gerekenler konusunda misal teşkil etmektedir.

Hizmet’e yapılan eleştirilere ve Hizmet’le ilgili yanlış anlamalara nasıl mukabele edileceği ile ilgili Hz. Üstad bir mektubunda: Bu hizmetin Ferid makamına mazhar olduğunu, kimseye tabi olmasının gerekmediğini, dolayısıyla kendine has bir yolunun bulunduğunu, bazen herkes tarafından anlaşılamayacağını… ifade ettikten sonra şöyle der: Farz-ı muhal Hicaz bölgesindeki Kutbul A’zam’dan bir eleştiri gelse, bu zata saygıda kusur etmeyip elini öpüp, eleştirilen hususların izahlarını yapıp, kendi işimize bakmamız gerekir. Yani tepkisel bir üslup değil, izah edici ve saygılı bir üslubun müsbet hareket olduğunu ifade eder.

Hocaefendinin üslupta müsbet hareket ile ilgili şu sözünü de hatırlayalım; “Unutmayın ki demagoji, her lafa bir laf yetiştirme, her söze bir söz yetiştirme, her hakarete bir hakaret yetiştirme, Cenab-ı Hakk’ın rızasıyla tarif edilemez. Ben sadece ve sadece hak üzere konuşmanızı tavsiye ediyorum. Unutmayın ki meşru daire dardır. Bazen meşru dairede kalmak sizi tatmin etmeyecektir. Daha fazla şeyler söylemek isteyeceksiniz. Ama unutmayın sabrın gücü ve meşru dairede kalabilmek, geleceğin inşası ve sizin temel ilkeniz olan müsbet hareketin lazımıdır. Olmazsa olmazıdır. ”

Yapılan baskı ve zulümlere karşı da Üstad, tahammülü ve de asayişi bozmamayı tavsiye eder.

Afyon hapsinde geçen ve Sungur Ağabey’in anlattığı bir hatıra:
“Hapiste Kerim isminde genç bir mahpus vardı. Refet Ağabey’den Kur’ân-ı Kerim öğrenmiş ve Nur talebelerine muhabbet bağlamış ve Hazret-i Üstâd’a gönül vermişti. Bu genç bir ara hastalığı dolayısıyla üç ay rapor almış, hapisten ayrılacağı zaman Hz. Üstâd’ı ziyaretle ellerini öpmek isterken, birden adî bir gardiyan gelmiş, Üstâd’ın yanında, yani kapıda tebdil-i hava için ayrılacak olan Kerim’i tokatlamış.

Hazret-i Üstâd, bu hadiseyi zaman zaman anlatırken şöyle derdi:

-Ben Rus’un cebbar kumandanına ehemmiyet vermediğim, kıyam etmediğim ve ölüme gülerek gitmeye hazır olduğum halde, şurada bir adî gardiyan benim yanımda talebemi tokatlayıp hakaret etmesine seyirci kalmamın ve tahammül etmemin elbette sebebi vardır. ASAYİŞİ MUHAFAZA…”

Hazret-i Üstad hadiseler karşısındaki tahammülü, tavırları ve söylemleri ile bize nasıl davranmamız gerektiğini öğretmektedir.

Bu bağlamda Hocaefendinin; sokakların karışık olduğu dönemde, asayişin muhafazası adına camii kürsüsünden şu nidasını da kaydetmek gerekir: “Şayet bir gün beni bu kürsüde öldürürlerse, cesedimi bir kenara atın ve başınız önde asayişin, emniyetin temsilcileri olarak evlerinizin yolunu tutun. Eğer, öyle bir anda kalkıp bir yanlışlık yapar ve mukabelede bulunursanız, size hakkımı helal etmem; iki elim iki yakanızda kalsın, Allah huzurunda sizinle hesaplaşırım!”

SANAL ASAYİŞ

Günümüzde, sosyal medya araçları aynı zamanda manipülasyona açık bir ortamı da beraberinde getiriyor. En son Rusya’nın ABD seçimleri öncesi trolleriyle yaptığı algı çalışmaları, bu konunun ne kadar önemli olduğunu gösterme adına önemli bir örnektir. AKP’nin 6 bin trol ile sosyal medyada faaliyet gösterdiği de bilinen gerçeklerden, algılar ve kurgular üzerinden özellikle Hizmet insanlarının kuvve-i maneviyelerini kırmaya çalışma, aralarına fitne tohumları atma çabaları, sosyal medyada da “Sanal Asayiş”in muhafaza edilmesi gerçeğini gündeme getirmektedir.

Sosyal medyada müsbet hareket; üslubun tepkisellikten uzak, kendine has mecrasında yol alması, ötekileştirmeme, marjinalleştirmeme, insanları Hizmet dairesinin dışına atıp yabanileştirmeme, rövanşist duygularla hareket etmeme, kuşatıcı olma üslup adına müsbet hareket olarak ifade edilebilir. Asayişi bozucu, fitne-fesat kokan üslup sahiplerine karşı tahammül gösterme, mukabele-i bilmisil kaide-i zalimanesine girmeme. ASAYİŞİ BOZMAMAK SURETİYLE OYUNU BOZMA. Yaşanan mağduriyetleri en güzel üslupla ifade etme, tenkit edilen noktaları izah edici saygılı bir üslupla açıklama… Sosyal medyanın çerçevesi içinde Cenab-ı Hakk’ın rızasına göre iman hizmetini yapmak bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.

Müsbet hareket, zahiren etkisiz gibi görünse de zaman; en emin, en isabetli ve en etkili yolun bu yol olduğunu göstermiştir. Bu yolla hareket edenlerin emniyet içinde neticeye ulaşacaklarında en küçük bir tereddüt olmamalıdır. Çünkü bu metod ahirzaman metodudur. Kader-i İlahi’nin önünü açtığı yoldur. Tepkisel bir hareket doğurmayan kendine has bir yoldur. Gönlünde herkes için oturabilecek bir sandalyenin olduğu, kimsenin dışlanmadığı, birer birer gönüllere girilerek, fedakarlıklarla, zorluklarla mücadele ederek sonuca ulaşmanın, adeta iğne ile kuyu kazmanın adıdır. Her buluştuğu insanı kazanmanın derdini taşıyan, manevi dünyası karanlık olanların dünyalarını aydınlatmak için çırpınmanın adıdır. Böyle bir topluluğun önünde er ya da geç gönüller dize gelecek, karanlıklar aydınlığa inkılab edecek, zalimlerin hay huylarının yerini, mazlumların inşirah nağmeleri alacaktır. Bu yolla ihtiyar dünyamız yeniden bir baharın kapılarını aralayacak ve buna kimse engel olamayacaktır. Yeter ki biz “Müsbet Hareket” ana yolundan patikalara sapmayalım…

Ahmet Hilmi Işık

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here