Bir Zeynel Abidin Hikayesi…

709

Hikayeyi duyunca aklıma Hz. Zeynel Abidin geldi. Hz. Hüseyin’in soyunu devam ettiren o büyük insan. Dünyaya gönül bağlamamış, hayatını dövene elsiz, sövene dilsiz çizgisinde yaşamış, çok da el üstünde tutulmamıştı.

Kerbela’ da babasına yapılan eziyetler esnasında daha 21 yaşlarında ve hastaydı. Akrabaları, sevdikleri gözlerinin önünde eziyete uğruyor ve o buna tahammül edemediği için ateş meydanına atıyordu kendisini.

Yetmişli yaşlara kadar yaşamış olan büyük imam, gece vakti herkes uykuya çekilince sırtına yüklendiği gibi yardım torbalarını yoksul kapılarına bırakıyor, hiçkimse bunu yapanı bir türlü öğrenemiyordu. Ta ki vefat ettiğinde sırtındaki nasırlar görülene kadar…

Hz. Zeynel Abidin’in vefatı üzerinden kaç asır geçse de, tarihin takvimlerinde hiç değişmiyor yüreğinde isar ruhunu taşıyanların hayatı. Varlık-yokluk dengesinde, insanlık var olsun diye yokluğa talip olanların hikayesi kıyamete kadar devam etsin diye yaşanıyordu herşey.

Adı Selman Aşçı… 32 yaşındaydı. Bir dernekte Zeynel Abidin olmayı gönlüne yerleştiren ve kalbi nasır tutmuşlara inat koşan, koşturan bir yiğit adamdı.

Vermenin zorluğunu 1 tl ile anlatanlara, canının değersizliğini bu yolda ortaya koyarak anlatmıştı. Dünyada mal dediğin, can dediğin nedir ki? Lokmayı paylaşıp yoksulun da ağzına vermedikten sonra.

Selman bey suçluydu(!) Çünkü menfaatler meydanında Hakk rızası için halka koşmak büyük suçtu(!). İyi olmak zor işti kötülüğün lavlarını püskürttüğü bu hırçın diyarda.

İşte o da nasibini alıyordu.

Hastaydı. Bağırsak problemi yaşıyordu. Ama ızdırabına aldırmıyordu Zeynel Abidinlere tahammülü olmayan vicdanı firarda olanlar. Çünkü suçluydu(!).

Fakirin karnını doyurmak, altın varaklı kadehlerde içeceğini yudumlayanlara göre değildi. Bunu vazife edinenlerin yeri ise elbette zindandı. Hem gömleği arkadan yırtılan Yusuflara Selman gibi bir Zeynelabidin de gerekiyordu.

Git gide artan hastalığı dayanılmaz hal almaya başlasa da şikayetçi değildi elbet. Asrın Zeynel Abidin’i Eyüp çilesinde sabra mahkum olmuştu. Sabretmek zorundaydı Peygamber torunu Zeynel Abidin gibi. Çünkü burası darılma yeri değil dişini sıkma yeriydi. Ve bunca zulmün içinde derdine darılmak başta kendi kendisine en büyük zulümdü.

Ne var ki Onun sabrına daha fazla bağırsakları sabredemedi.

Belki de bağırsakları patlarken Selman Beyin sustuğu ızdırabıyla arş titresin diye. 10 gün zulmün kapısı açılmadı. 10 gün Yusuf çilehanesinde ızdırabını yaşadı yaşayabildiği kadar…

32 yaşındaydı Selman Aşçı.

Hastaydı. 2 çocuğu vardı.

Bağırsakları patladıktan 10 gün sonra hastaneye kaldırıldı. Ama kurtarılamadı. Vefat etti.

İnsanlıkla beraber, vicdanla beraber.

Zeynel Abidin olmak suç değildi.

Bunu suçlayanlarda biliyordu aslında.

Ve bir gün bu anlaşılır, vicdanlar görmeye başlarsa bilmem ki bunu nasıl kaldıracaklardı?

Pişmanlığı ve hesabı bugün hesap etmeyenlerin zifiri karanlıklarında günü geldiğinde güneş mazlumları ısıtmaya başlayınca Zeynel Abidin hikayesi artık Selmanlar üzerinden anlatılacak.

Başlar öne eğilip eyvahlar eşliğinde..

 

Ayşegül BANU

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here