Hizmeti Savunma veya İftiracılık

317

Buna karşı yapılacak ilk iş; suçluluk psikolojisinden sıyrılıp, psikolojik üstünlüğü elde etmektir. Galip olan gücü elinde bulunduran değil, psikolojik üstünlüğü elde edendir. İmani bir davanın doğasında bu psikolojik üstünlük vardır. En zor şartlarda bile sarsılmama, inandığı değerleri yaşama ve yaşatma duygusu ile dolu olma bu üstünlüğün alamet-i farikasıdır. Hak davanın temsilcileri her zaman ve zeminde bu psikolojik üstünlükle hareket etmişlerdir. Bu süreçte de her zamankinden daha çok böyle bir hareket tarzına ihtiyaç vardır.

Hizmet hareketi zor bir süreç yaşıyor. Sadece hapishaneler değil, ülke, hatta dünya bir açık hava cezaevine dönüşmüş gibi bir manzara var.

Ehli ilhad! dine hizmet edenleri derdest etmek için her zaman bir bahane üretmiştir. Nakşibendileri Menemen hadisesi münasebetiyle, Süleyman efendiyi Bursa hadisesi münasebetiyle, Üstad ve talebel
>erini de yarı meczup bir talebesinin bir jandarma çavuşu ile münakaşası münasebetiyle derdest ettikleri gibi Hizmet hareketi müntesiplerini de hala failleri ortaya çıkarılamayan 15 temmuz “kontrollü darbe” si ile derdest etmişlerdir.

Hizmet hareketi; Eğitim, Fakirlik ve Ayrıştırmalara karşı mücadele için bir araya gelen insanların oluşturduğu bir topluluktur. Aynı duygu ve düşüncedeki bu insanların, kurdukları müesseselerde yaptıkları her faaliyet yasaldır, hukukidir, insanidir, millidir, dinidir. Vicdan sahibi hiç kimse bunlara suç diyemez. Bunlar savunulacak, arkasında durulacak kurumlardır ve faaliyetlerdir.

Yaptığı bütün faaliyetleri itibariyle “makul, insani, islami ve hukuki” olan hizmet hareketi her türlü terör ithamı, suç isnadlarından beridir. Tamamen hayra kilitlenmiş, bütün faaliyetleri ile cehalet, fakirlik ve iftirak ile mücadele gayreti içinde bulunan bu hareketin bu yanı itibariyle, bütün faaliyet alanlarında savunulması gerekir. Bu kalbi olarak bu harekete bağlı olan fertlere düşen bir vazifedir.

Bu bağlamda herhangi bir suç olmadan “itirafçı” adı altında suçluluk psikolojisiyle insanların ifade vermeleri bir aldatmadan ibarettir. Cumhuriyet tarihi boyunca şiddete mesafeli bu tarz dini har
>eketler geçici bir dönem zulme maruz kalsalar da hiçbir zaman mahkum edilememişlerdir. Bu sürecin neticesinde de mahkum edilemeyeceklerdir. Bugün suç isnadıyla verdiği isimlere zulmedilen insanları o dönem geldiğinde acı bir tablo bekleyecektir. (işkence altında kendilerine zorla ifade tutanakları imzalatılan insanları bu kategorinin dışında tutuyorum.)
Öncelikle;
Bu iftiracılar suçu olmayana suç isnadında bulunduğundan yalan ifade vermiş oluyorlar. Süreç berat ile neticelenince bu suç isnadı iftiracılara geri dönecektir.
✔Mesela 10 isim veren birisi yüzünden 10 kişi tutuklu kalsa, sonradan berat etseler 10 tane şikayetle yüzleşecektir. Yalan itirafçılığın cezası 1 yıl 1 ay, 10 şikayet 10 yıldan fazla bir cezayı beraberinde getirecektir.
✔Maddi tazminat cezası da ayrıca görülecektir.
✔Devletin kendisi de “Devleti zarara uğratmadan” ayrıca davacı olacaktır.
✔Herkes berat etse bile iftiracılar terör örgütü üyesi olduklarını baştan kabul ettiklerinden dolayı cezaları düşürülse bile muhakkak cezalandırılacaklardır.
✔”Sebep olan yapan gibidir” kaidesince sebep oldukları bütün zulme ortak olmuş olurlar.
✔Geçmiş dönemde yaptıkları bütün güzel hizmetleri bu reddi miras ile boşa düş
>ürmüş olurlar. Müflis bir tüccar durumuna düşerler.
✔Şartlar normalleşse bile onlar yaptıklarının vicdan azabıyla normalleşemeyecekleri gibi, bu azaptan da kurtulamayacaklardır.
✔Kendileri için bir utanç vesilesi olduğu gibi, çocukları ve torunları için de utanç vesilesi olacaklardır.
✔En acısı da ahirete inanan biriyse, ebedi bir hayatını tehlikeye atacaktır.
Bu kadar sıkıntısı olan bir işi, geçici bir süre rahat etmek için yapmak kendini akıllı zanneden hiçbir kimsenin yapacağı bir iş değildir.

Sonuç olarak bize düşen; dik durmak, korkmamak, cesaretle en zor durumlar karşısında sarsılmamak, bulunduğu şartlar nasıl olursa olsun; uhuvveti muhafaza etmek, dava arkadaşları ile ilgilenme ve onları rehabilite etmeyi bir vazife bilmek, hizmet gündemine sahip çıkmak, müzakere ile zihni canlılığı, kulluk ve dua ile ruhi ve kalbi canlılığı muhafaza etmek, kadere teslimiyet içerisinde inayeti ilahiyeyi beklemektir. Savunma konumunda kendisine bir vazife düşerse çekinmeden Hocaefendi, Hizmet kurum ve faaliyetlerini savunma iradesini göstermektir.
Tevhidname’den bir dua ile mevzuyu noktalayalım;
Allah’ım! Tutuklanan, hapsedilen ve derdest edilen “mescûn” kardeşlerimize; tevkif edilen, işinden alık
>onulan ve hürriyeti kısıtlanan “mevkuf” kardeşlerimize; darda bırakılan, kendisine sebepler üstü bir yardım elinin uzanmasına muhtaç olacak şekilde üzerinde baskı kurulan “muzdarr” kardeşlerimize; gadre ve haksızlığa uğramış, hak ettiği imkanlar zorla elinden alınmış “mağdur” kardeşlerimize;
hak etmediği muameleye tâbi tutulan ve zâlimin gaddar eliyle zulme maruz bırakılan “mazlum” kardeşlerimize, tez zamanda serbest kalmalarını ve hak ettikleri hürriyet ve imkanlara kavuşmalarını lütfeyle. Öyle ki, bu lütfunun keyfiyeti, Sen’den gayrı “mâsivâ”dan gelebilecek iyiliklerden müstağnî kılacak ölçüde olsun! Amin…
Ahmet Hilmi Işık

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here