Dengeye ve Derin Düşünmeye Çağrı

493

Genel olarak duygusal ve aceleci insanlarız. Sevince çok seviyor, vurunca öldürüyoruz. Çabuk sinirleniyor, hızlı tepki veriyoruz. Bir taraftan çok acı çektiğimiz, diğer taraftan soğukkanlı, sabırlı olmadığımız için söz, yazı ve davranışlarımızda dengeyi çoğunlukla tutturamıyabiliyoruz. Sonradan genelde pişmanlık duyuyoruz ama iş işten geçmiş oluyor.

Kendimde ve yapılan tartışmalarda genelde gözlemlediğim şey; dengenin kaçmış olduğudur. Birileri cemaat hakkında birşeyler yazayım derken dengeyi kaçırabiliyor, diğerleri savunayım derken. Savunanlar, eleştirenleri eleştirirken bu sefer dengeyi onlar kaçırabiliyor. Çünkü, genelde hayata “siyah veya beyaz”, “doğru veya yanlış”, “1 veya 0” mantığıyla yaklaşıyoruz. Niyet okumalara, su-i zanlara, komplo aramalara girebiliyoruz. Karşımızdakine veya emeğine saygı göstermeyebiliyoruz.

Halbuki beslendiğimiz kaynaklardan öğrenmiştik ki; “Bir insanın birçok iyi özelliklerinin yanında az sayıda yanlış-kötü özelliği olsa bile ona karşı adavet beslenmemeli.” Yani bir yazıda hakkaniyetin gözetilmemiş olması bizim yazarın şahsına saldırıya geçmemize mazeret olamaz. Nasılki, bir savcıya düşen, sanık hakkında sadece aleyhteki delilleri değil, lehteki delilleri de bulması ise veya bir eserin tenkidinde sadece eleştiri değil olumlu şeylerin yazılması da gerekliyse, bizler bir yazı hakkında yorum yaparken bu ölçülerden sapmamamız gerekir. Günümüzdeki savcıların veya tenkit edicilerin bu ölçülere hiç uymuyor olması bize örnek teşkil etmemeli. Çünkü; “su-i misal emsal olmaz” ve “onlar bizim Üstadımız değil.”

Dengenin ve hakkaniyetin korunması gerçekten çok zor bir iş ve ciddi olgunluk gerektiriyor. Bilgili, sabırlı, soğukkanlı olmayı, derin düşünmeyi ve güzel üslup ile aktarabilme kabiliyetini gerektiriyor. Bu özellikler de genelde, düşüncesine, hislerine ve nefsine hakim olmayı başarabilmiş, akl-ı selim, kalb-i selim kişilerde bulunabiliyor. O yüzden, bir taraftan da olgunlaşmaya çalışmalıyız diye düşünüyorum. Bir yazıya dengeyi kaçırmadan olgun bir şekilde cevap yazısı yazanları görünce, içimde o kişiye karşı müthiş bir hayranlık duyuyorum. Örnek olması açısından aşağıdaki iki yazıyı okumanızı öneririm. http://www.kronos.news/tr/gulen-elestiri-ve-yadsima/ , http://www.tr724.com/yadsiyan-akil-mi-bilgiye-dayali-gercek-mi/

Diğer taraftan bu şekilde olgun olma, dengeli yazılar yazabilme; zaman, emek, mücadele ve süreç gerektiren bir ameliye. Herkesten bu olgunluğun beklenmesi hayalcilik olur. Bu yolda yanlışlıklar yapmaktan çok çekinmemek gerekiyor. Çünkü yanlış yapılmadan, hayata atılmadan tecrübe edinilmiyor. Ben yazdığım yazıların çoğunluğunu belirli bir zaman sonra ciddi anlamda eleştiriyor, eksikliklerini görüyorum. Benzer yazılar ile kıyasladığımda, olaylara yaklaşma olgunluğu açısından, katetmem gereken ne kadar uzun bir mesafe olduğunu görüyorum. Ama bu derin sulara hiç yelken açmamış ve yanlışlıklar yapmamış olsaydım, belki de eksikliğimin hiç farkında olamayacaktım.

Ayrıca düşünceleri aktarmada bir Emine Eroğlu, bir Ahmet Altan olabilmek, olaylara dengeli yaklaşmada bir Mahmut Akpınar olabilmek, duygu yüklü olmada bir Bekir Salim olabilmek.. neredeyse imkansız gibi. Kendilerini aşmış kişiler bunlar, bizler için de çok iyi örnekler.

Son birşey ile yazıyı tamamlamak istiyorum. Genel olarak tenkit etmenin yararından çok zararının olduğuna inananlardanım. Olumlu eleştirme, uyarma, tavsiye verme ile, tenkit etmeyi birbirinden ayırt ediyorum. Bir kişide veya grupta gördüğümüz yanlışı, iyi niyetle, üslubunca, karşı tarafın moral ve motivasyonunu kırmadan, hatta onu gayrete sevkedecek şekilde belirtmek, bence mutlaka olması gereken birşey ve bunun adı tenkit değil. Birşeyin sadece olumsuz tarafını söylemek suretiyle yapıcı değil yıkıcı olmayı tenkit olarak görüyorum. Eleştirirken veya uyarı yaparken, şahıs ile davranışı ayırt etme, yanlış taraflarının yanında doğru taraflarından da bahsetme gerekli unsurlardır. Bu düşüncemi belirttikten sonra asıl tavsiye etmek istediğim hususa geçmek istiyorum.

Ne olur! Bir birimize ve emeklere çok değer verelim. Acı çektiği her halinden belli olan, birşeyler yapmak için çırpınan, geminin batmaması için uyarılarda bulunan insanları, ademe mahkum etmeyelim, eleştirirken de insafı elden bırakmayalım. Belki yazdıkları yazılarda bize göre veya gerçekten de eksik-yanlış olan unsurlar bulunabilir, olsun. O yazarın kişiliğini hedef tahtasına koymadan, gördüğümüz eksiklikleri belirtebiliriz. Ama artık, öfkeli-ağır sözlerden, şahıslarla çok uğraşmaktan, sadece tenkit etmekten, yavaş yavaş kurtulmamız lazım diye düşünüyorum.

Kimbilir, belki bizim bakış açımızdaki eksiklikler daha fazladır. Kimbilir, belki biz yanılıyoruzdur. Kimbilir, belki olgunlaşma, orta yolu-dengeyi bulmak için bu çeşit tartışmaların, gel-gitlerin veya dengesizliklerin olması gerekiyordur.

Dengeyi sürekli gözetmeye, yazıları derinlemesine analiz etmeye, panik yapmamaya, öfkelenmemeye, tepkisel olmamaya, karşımızdakine ve emeğine saygı göstermeye kendimizi alıştırmamız, diğer bir deyişle her alanda olgunlaşmak için çaba sarfetmemiz gerektiğini düşüniyorum.

Umarım bu acılar ve çırpınışlar daha hızlı olgunlaşmamıza vesile olur…

 

Yusuf Yılmaz

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here