İçeride ve Dışarıda Hizmet Hareketi’nin Yaşadığı İmtihanlar

934

Hocaefendi “Hizmet insanı, bu yolun sarp ve yokuş olduğunu baştan kabul edecek kadar rasyonel ve basiretlidir” der. Hizmet insanına para, mülk, emniyet, huzur vaat edilmemiş aksine bunlardan fedakarlık yapmaları istenmiştir. Bu bağlamda karşılaştığı her zorluğu bir imtihan olarak görmüş ve donanımı ölçüsünde üstesinden gelmiştir.

Ayı postunu sırtına geçiren Mevlana Hazretleri canı sıkkın olan oğlunu korkutmaya çalışır. Postun altında babasının olduğunu bilen çocuk kahkaha atmaya başlar. Babası neden korkmadığını sorduğunda postun altındakinin kim olduğunu bildiği cevabını alır. Babası da “evet oğlum, postun ardında kimin olduğunu bilirsen korkmazsın” der.

Hizmet insanı da karşılaştığı bütün imtihanların Allah’tan geldiğini bilir ve ona göre imtihanın hakkını vermeye çalışır.
Elbette her insan aynı donanıma ve aynı misyona sahip olmayabilir. Bildiğimiz şeftali meyvesi; kabuk, lezzetli olan meyve kısmı ve çekirdekten oluşur. Dalından düştükten bir müddet sonra kabuk yarılır. Sızan sıvı toprağı yumuşatır ve besler. Zamanla çekirdek toprağa karışır. Ve bir müddet sonra çekirdeğin çatlamasıyla filiz verir ve yeni bir fidan oluşur. Burada aslolan, çekirdeği toprakla buluşturarak döngüyü sağlamaktır.

Toprağı ıslatmaya da talip olmalı, yeniden filiz vermeye de. Herkes karakterinin gereğini sergiler. Sahip olunan vasıflara göre fıtri olarak kimileri çekirdek olmaya talip olur, kimileri kabuk, kimileri ise sap olmaya. Sapına da kurban olunmalı.
Maalesef her zaman çekirdek toprakla buluşmayabilir. Buluşsa da filiz vermeyebilir. Bazen buna çekirdeğin bozuk oluşu sebep olurken bazen de toprağın elverişsiz oluşu gibi etkenler sebep olur.

Genel kaidelerde bir değişiklik olmasa da şahsi tasarruflardan kaynaklanan uygulamalar sonucu akim bırakabilir. Ancak burada da herkes kendi misyonundan sorumlu olacaktır. Bu durum insanlar için de doğrudur. Muhtarın yaptığı yanlışlar kanunen bir problem teşkil etmiyorsa nezaketen uyarılır. Kanunlar çiğnendiğinde de gerekli müracaat yapılıp kolluk ve yargı birimlerinin vazifelerini yerine getirmesi beklenir. Bundan fazla mesuliyet almaya kalkmak devletten fazla devletçilik yapmak olur ve yeni yanlışlar doğurur.

Burada da dengeyi tutturamayanlar olagelmiştir. Muhtarın kanunlara muhalif olmayan ancak göze batan hareketleri bir kısım köy ahalisini rahatsız edebilir hatta o insanların devlete karşı tavır almasını da sağlayabilir.

Memnuniyetsizlerin çok yıktıklarına şahit olunmuştur ancak ortaya bir ürün koydukları görülmemiştir. Bazen bu takıntı öyle bir seviyeye ulaşır ki bu insanları Asrı Saadet devrine yollasanız Hz. Ali’ye ayar vermeye kalkarlar, Hz. Ömer’in üslubunu eleştirirler, o da insan deyip peygambere hesap sorarlar, hiçbir tecrübeleri olmamasına rağmen devlet kurmaya kalkarlar.

Bu tür insanlar her dönemde var olmuşlardır ve hadleri olmadığı halde kendilerine vazife addetmişlerdir. Sorumlu olmadıkları halde sorumluluk alan insanlara da rastlamak mümkün. Üstad hazretleri ‘senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu demek, doğru değildir’ der. Ortamın müsait oluşu hitap edilen kitlenin mahiyetini dikkate almadan akla gelen herşeyin konuşulabileceği manasına gelmez.

Dışarıdan ve içeriden imtihanlarla varlık mücadelesi vermeye çalışan hareketin zor bir dönemden geçtiği aşikar. Canıyla, malıyla, evladıyla imtihan olan hizmet insanı elbette fitneyle de imtihan oluyor. Susuzluk çeken ve son nefesini vermek üzere olan adama, şeytanın ‘imanına karşılık bir bardak su’ teklif etmesiyle tereddüt yaşatması gibi bu dönemde de zihinlere ‘acaba’ tohumu ekip insanlardaki tesanüdü kırmaya çalışanlar olacaktır.

Küçüklüğümde ‘gök yüzüne ne zaman baksam asit yağmurları yağacağından korkarım’ diyen bir profesörün asit yağmurları hakkında söylediklerini dinlemiştim. Ve 20 yaşına kadar gök yüzünde ne zaman bir karanlık bulut görsem içimi bir ürperti kapladı, durdu. Çünkü hadiseleri yorumlamasını bilmeyen biri paranoyaklığı sebebiyle hayatı kendine ve diğer insanlara yaşanmaz hale getirebilir.

Etrafında ceryan eden olayları geçmişte yaşadığı şahsi problemlerle genelleyerek bir çıkarımda bulunma ve bunu tekrar ettikçe inanma ve dayanaksız olan bu çıkarımla felaket tellallığı yapma ne hazin..
Saf zihinler de asit yağmuru yağacak diye bekleyip dursun.

Özetle, harekette acil olarak odaklanılması gereken 3 nokta söyleyecek olsam şunları söylerdim:

  1. Kaynaklarımızı bir kere daha derinlemesine okuma ve şuur kazanma ve

    bu imkanlara sahip olmayanlara bir şekilde ulaşıp onların bu ihtiyaçlarını

    giderme.

  2. Varlığı muhafaza etme, kenetlenme ve birbirine zimmetleyerek bütün

    ihtiyaçların giderilmesi için gayret gösterme.

  3. İstidatlara göre aileyi ayakta tutacak bir yol belirleme ve bunu yaparken

    hareket adına yapılabilecek en makul adımların atılması adına üstüne düşeni yerine getirme.

Bu üç maddeyi yapamayacak olanlara ise “sımsıkı sarılın birbirinize, aranıza kimseler giremesin” derdim, gerisi hikaye vesselam.

Ezra Genç

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here