Olumlu yaşama sanatı

359

Hizmet hareketi şimdiye kadar hiç olmadığı kadar psikolojik saldırılara maruz kalıyor. Fiziksel olarak birçok işkence yapılıyor olmasına rağmen, asıl gayelerinin hareketi psikolojik olarak bitirmek olduğu çok aşikar. Çünkü hiçbir hareket fiziksel şiddet ile bitirilemez. Bu yüzden bildikleri tüm psikolojik savaş yöntemlerini kullanıyorlar. Hamile bayanları ve çocukları hapse atmaları vb. zulümlerinde, insanlıktan nasipsiz canavarlar olmalarının tesiri var muhakkak, ama asıl hedefledikleri: hareket mensuplarına korku ve yeis salmadır. Bu istikamette sürekli en zayıf taraflardan (eş ve çocuk) tehdit mesajları gönderiyorlar. Bilince ve bilinçaltına gönderilen bu mesajlara karşı uyanık olmalı ve imani-psikolojik yöntemlerle kendimizi korumaya almalıyız. Bu yöntemlerin başında “olumlu yaşama sanatı” gelmektedir.

Olumlu yaşama bir sanattır, bakış ve yaşayış tarzıdır. Kişi bu sanatı öğrenirse hayatını daha mutlu ve verimli hale getirebilir. Kısaca bu sanatı ana hatları ile anlatmaya çalışırsak:

Olumlu yaşama sanatının ilk ve en önemli prensibi: “olumlu düşünme” diğer deyişle “güzel görme” alışkanlığı edinilmesidir. Bu prensibe göre; şartlar ne kadar kötü veya aleyhde görünürse görünsün, kesinlikle yeise, ümitsizliğe, karamsarlığa düşülmemeli, sürekli ümitli olunmalıdır. Gelecek güzel günlerden ümit kaybedilmemeli, hayaller terk edilmemelidir. Olumlu düşünme ve ümitli olma, kaynağını inançtan alınca sağlam olur. Yoksa kısa bir süre ümitli olunsa bile başa gelen olumsuz bir hadisede tekrar eski karamsarlıklara geri dönebilir. Kişi yapmacık olarak değil, gerçeğin öyle olduğuna olan inancından dolayı olumlu düşünmelidir. Evet, madem ki Kainattaki hiçbir hadise tesadüfi değil, madem ki O’ndan gelen herşeyde bir hayır vardır, madem ki bizler sahipsiz değiliz, madem ki bu dünya kalıcı değil, madem ki Allah kendisine itaat edenlere zafer vadetmiştir… o zaman ümitsizliğe, yeise, karamsarlığa gerek var mıdır? Hadiselere olumsuz gözle yaklaşan ve ümidini yitiren kişi adeta felç olmuştur. Mehmet Akifin mısralarını hatırlarsak:

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak..

Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.

İmânı olan kimse gebermez bu ölümle.

Ey dipdiri meyyit, “İki el bir baş içindir.”

Davransana.. Eller de senin, baş da senindir!

His yok, hareket yok, acı yok.. Leş mi kesildin?

Hayret veriyorsun bana.. Sen böyle değildin.

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?

Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

Aynı şekilde “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır” sözleri de, bize hep ümitli olmayı, hayata güzel tarafları ile bakmayı tavsiye ediyor.

Olumlu yaşama sanatının ikinci prensibi; sürekli aşklı, şevkli, azimli, gayretli, hareketli, çalışkan ve üretici olmaktır. Reaksiyoner, pasif, sadece eleştiren, tüketici olan, isteyen, beklentiye giren değil, aksiyoner, aktif, düşünen, araştıran, projeler üreten olmaya gayret gösterilmelidir. Hergünü yeni bir fırsat gibi görmek, en sarsıcı durumlarda bile durumu kabullenip “bu durumda ne yapabilirim?” sorusunu kendisine sormak gerekir. Alternatifler düşünmeli, planlar-projeler yapmalı…Aksiyoner bir insanı zindana bile atılsa, orada da yerinde duramaz, birşeyler üretir, ama tembelliğe, rahata,tüketmeye alışmış bir insan en müsait şartlarda bile olumsuz şeylere takılır, ortaya birşey çıkaramadığı gibi hareket eden insanların aşkını, şevkini de kırar, sürekli gayri memnun halde, eleştirerek hayatını geçirir.

Üçüncü prensip; sürekli şükretmektir. Allah şükredeni sever ve nimetini artırır. Onca nimeti görmeyip şikayet edenin elindeki nimeti alabilir. Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Şükretmek sadece dil ile yapılan birey değildir, nimetlerin farkında olmak, kadrini bilmek ve elinden geldiğince nimetin hakkını vermeye çalışmaktır asıl şükretmek.

Dördüncü prensip; tevekkül etmek, O’na teslim olmaktır. İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül iki dünya saadetini netice verir. Madem Allah var, O’ndan başka güç-kuvvet sahibi yok, Madem O dilemezse hiçbir kimse ne zarar veya ne yarar verebilir.. O’na teslim olmak ve O’na tevekkül etmek en akıllıca bir yol olacaktır. Kadere teslim olan, kederden kurtulur.

Beşinci prensip; devam, sabır ve sebattır. Gerek bu prensiplerin fıtratımıza mal edilmesi, gerekse karşılaştığımız engeller ve düşmanlar ile mücadele etmemiz için, iradeye, sabretmeye ve sebat etmeye ihtiyacımız vardır. Bu dünya lezzet dünyası olmadığı, imtihan, hizmet ve mücadele dünyası olduğu için Cennete ehil hale gelme, arınma, olgunlaşma ve Allahın rızasına erişme yolunda birçok sıkıntılar ile karşı karşıya gelmemiz yolun gereğidir. Bu sıkıntıları gözümüzde büyütmememiz, hikmetlerini araştırmamız ve onlara karşı dayanıklı olmamız gerekir. Olumlu yaşama, sıkıntısız bir hayat demek değildir, nefis ve arzular ile mücadele etmeyi sıkıntı olarak görmeme demektir.

Altıncı prensip; anlamlı yaşamadır. Bu hayatta bir gayesi ve anlamı olan kişi için, çektiği acılar da anlamlıdır. Birçok Nazi kampında ölüm ile burun buruna gelmiş bir Yahudi psikiyatristin yazdığı “İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitap mutlaka okunması gereken bir kitaptır. Bu kitapta da belirttiği gibi; “acı çekme aslında insanı kendi yaratılış amacına sevkeden en önemli yollardan birisidir.” Hayatta ulvi gayesi olan birisine ne kadar zulüm yaparsanız yapınız o kişiyi durduramazsınız. Çünkü O kişi, ulvi gayesi için sıkıntı çekmeye zaten baştan razıdır ve çektiği acıları Ona yaklaşma fırsatları olarak değerlendirir.

Yedinci prensip; direksiyonun başına geçmedir. Diğer bir deyişle kendi bakış açısını oluşturmak, aldığı kararlarda ve davranışlarında sorumluğunun farkında olmaktır. Bu da özellikle derin düşünme, sorgulama ve insiyatif alma ile mümkündür. Kendi başına düşünmeyen, hep başkalarının görüşlerine göre hareket eden birisinin istikrarlı olması çok zordur. Kişinin okuduğu veya duyduğu şeyleri, üzerinde düşünerek ve sorgulayarak kendi boyası ile boyaması önemlidir. Sürekli bir başkasından komut-tavsiye almaya alışmış kişiler hiçbir zaman insiyatif alamazlar. Her birey farklıdır, değerlidir, özeldir. Toplumun bizi tümüyle kendisine benzetmesine, kalıplara sokmasına veya değersiz görmesine karşı direnmeliyiz. Ahirette yaptıklarımızın hesabını kendimizin bizzat vereceğini unutmamalıyız. O yüzden kendimiz olmaya gayret sarfetmeliyiz. Bu içinde bulunduğumuz topluma muhalif olacağımız anlamına gelmez. Makul gördüğümüz şeyleri tabiki yapmalıyız ama karar ve sorumluluğun kendimizde olduğunu unutmamalıyız. Kendimize ait bir bakış açımızın, duruşumuzun olması için derin düşünme yöntemi ile başa gelen olayları analiz ve tahlil etmeliyiz. Bol bol okumak, derinlemesine düşünmek, sorgulamak, muhasebe yapmak kişinin kendisine ait bir bakış açısının oluşmasını sağlar. Konsantrasyon – odaklanma, sistematik – bütüncül – eleştirilsel – alternatifli bakma gibi konular derin düşünmenin bazı alt konularıdır.

Olumlu yaşama sanatının başka prensipleri de vardır ama fikir vermesi açısından şimdilik bu kadar yeterli diye düşünüyorum. Sadece şunu unutmamak gerekir ki; “olumlu düşünme sanatı”nın ana fikri: tüm olumsuzluklara (yeis, atalet, karamsarlık..) karşı temkinli olma ve onlar yerine olumlu şeyler (ümit, aksiyon, inanç, gayret…) ikame etme, üretme ve aksiyon ağırlıklı bir hayat tarzıdır.

Olumlu düşünen-olumlu yaşayan, aşklı-şevkli,canlı-kanlı, azimli-gayretli, inançlı-ümitli… pozitif bireyler olmanız temennisi ile…

 

Yusuf Yılmaz

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here