Fethullah Gülen’e yönelik eleştiriler üzerine

1879
‘Yazı, insanoğlunun ölüme karşı bulabildiği tek çaredir’ der ehli kalem. Amenna. İnsan eseriyle ölümsüzleşir, fikrî derinliğiyle beka bulur ve geride bıraktığı sadaka-yı cariyeyle yad-ı cemil olur. Fakat herşey de olduğu gibi yazıda da bir namus vardır. Rahmetli Cemil Meriç düşüncenin namusu diye tesmiye ederdi ve üniversite yıllarında bir sosyal bilimci profesör hocamız bazı ehl-i kaleme ve fikre namussuz bunlar derdi. Ya hakkı bilmiyorlar ya biliyorlar ama haykırmıyorlar ya da bilmeden haksızlık adına hak edalı arz-ı endam ediyorlar, diyordu….
Bir okur olarak kıymetli ve saygıdeğer Ahmet Kuru hocanın yazılarını, düşünce dünyamıza ve sosyal bilimlere katkılarını tebrik ediyorum. haddim olmadan(with all due respect) son yazdığı “Liderler, Prensipler ve Peygamber Örneği Problemi” yazısı üzerine  düşüncelerimi yazmaya kendimi mecbur bildim. Çünkü ortada hakkın hatırı söz konusu…
– Dr.Kuru yazısına malcolm x in vaktiyle siyasi ve dini lideri olan Elijah  muhammed le başlar. Onun sıra dışı ilişkilerini hatırlatır. Bunun bir istisna olmadığını vurgular. Bunu genel bir uygulamaymış  gibi arzeder. Kendi dinini ve din felsefesini müdrik birisi buna ve bu gibi olaylara adeti ve mikdarı ne olursa olsun hemen şöyle demeli:
“Su-i misal emsal teşkil etmez.”
–  Yazıda ele alınan liderlik konseptiyle bir örneği olarak Fethullah Gülen Hocaefendinin işaret edilmesi yazının fikri planda enikonu oturaklaşmış bir arka planı olmadığı izlenimi veriyor. Şöyle ki; Fethullah Gülen vazife ve misyon itibariyle bir rehberdir. Rehberler, rahnuma(yol gösterici) olmaları mucibince insanları ya da takipçilerini maceraların içine atmak yerine sahil-i selamete çıkarmayı vazife edinirler ve bu cehdi kendi kurtuluşları nazar-ı zaviyesinden varoluşsal(ontolojik) bir gereklilik bilirler. Elbetteki bu cehd üretilmiş (fabricated) bir cehd değildir. Belli prensipler ve bütünlük içerisinde – şablonu olan- bir cehddir. Kendisi bunu defalarca arzetmiştir. Yani gidilen yolun kurana, sünnete  ve icma-ı ümmete mutabık ve muhazi bir yol olduğunu  her fırsatta vurgulamıştır. Ayrıca küresel dünyaya entegre olma açısından yukarıdaki ilahi statiğin, tarihsel derinliğin yanında  kolektif şuur diye terminolojiye kazandırdığı istişare ile hareket etmektedir. Bu şekilde oluşturulmaya çalışılan hizmet prensipleri ve cehd mekanizması, evrensel değerler açısından beşeri kabul ve globalleşen dünyanın yeni edinimleri açısından da  pekala dostça karşılanmaktadır. Liderlik konseptine gelince: Lider, tektir ve teklikten aldığı suni bir şehvetle işini yapar. İstişareye açık olsa da toplantı üzerine toplantı yapsa da onun için esas olan kendi fikirlerinin realize edilmesidir. Bu nedenle her oturumdan sonra onun fikri kabul görür. Lider, dehasıyla iş yapar. Karizmasını kullanır takipçilerini motive etmek için. Gah hitabet, gah hamaset, gah maddi güç, gah manevi güç kullanarak  direk ya da dolaylı olarak kendisini piramidin başında görür. Onun yerinde gözü olanı  değerleri hiçe sayarak, prensipleri umursamayarak hemen halleder. Halbuki rehberin böyle bir endişesi yoktur. İyi niyetli ya da art niyetli olarak kendisini bu sosyal piramidin başına çıkarsalar dahi o tevazu ve mahviyet insanıdır. Eğer illa ona da lider denecekse olsa olsa hizmetkâr lider olur. Böyle bir lider gücünü  ya da motivasyonunu  yukarıda sözü geçen kavramlardan almaz. Çünki o yüzünü gölgelerden güneşe çevirmiş , göğsünü duldalardan  fırtınalara germiş, sırtını faniden bakiye yaslamış , ayaklarını da batıl yerine hakikatin üzerine koymuştur. Dünyevi kazanımlar ve edinimler onun için esas değildir. Dr.Kuru, liderlerin azlinin ve/veya istifasının olmasını söyler. Şöyle diyeyim rehberin ve liderin azli ve/veya istifasını ancak tayinini yapan isteyebilir.
– Nasıl ki bir şeyin tedrici  ve tarifi o şeyin zıddının tedahülü iledir aynen öyle sıcaklığın  bilinmesi  ve derecelendirilmesi de soğuğun içine katılmasıyla oluyor. Böylece  bizler sıcaklık ve soğukluğu sınıflandırabiliyoruz. Dr. Kuru’nun yazısı aslında çok iyi iş çıkardı bizlere ve bizim mahalleye. Hoca efendinin hikaye anlatmadığını ya da onu hikaye dinlermiş gibi dinlemememiz gerektiği gerçeği artık ciddi bir önem arzediyor.Demekki Fethullah Gülen iyi anlaşılmalı. Onu iyi anlama  yolunda gayret etmeliyiz. Yoksa zihinler bulanık kalır ve bulanık zihin ise semere vermez. Verse de muvakkat felç eder yaban böğürtlenleri gibi.
– Ayrıca Dr.Kuru (so called critical thinking)  eleştirel düşünce  kisvesi altında sap ile samani birbirine  karıştırmış. Yerli ve yabancı onca âlim ve fikir adamının tasdiki ve şehadetiyle modern zamanlarda islam aleminde yetişmiş ikinci bir Hocaefendi var mıdır? Sadece Faik Can beyin yazısında üzerinde durduğu orjinal proje ve yaklaşımlarıyla bile Aziz Hocaefendi farkını dosta da düşmana da farkettirebilen bir fetadır. Modern zamanlarda baba oğlunun elinden tutup okula bile götürmezken ya da gençlik her türlü şiddet eğilimine teşne bulunurken ve bunun karşısında kanunlar ve polisler çaresiz kalırken bu yiğit rehber akıl ve kalbin imtizacını  promote ederek  ibresiz ve gayesiz gençliğe hak adına bir rehber olmuştur. Dr.Kuru bir an evvel gözündeki görmek istediğini gösteren çerçeveden kurtulmalı ve bir aşağısına bir de yukarısına bakarak hadiseleri ele almalıdır. Sosyal hadiselerin laboratuvarı yine sosyal hayatın kendisidir. Sosyal hadiseler öyle hastadan ya da tabiattan  bir örnek alarak lam ile lamel arasında incelenmiyor. Konjonktür, imkan ve gerçeklik, siyak-sibak bütünlüğü ve sosyal determinizm denen realiteler var.
   Sonuç olarak yadsınmaması gereken bir kaideyi hatırlatmak isterim:  El-insaf. Evet ilmî olalım ama insafı ve değerlerin  hatırını incitmeden. Yoksa hem sağa hem de sola vurarak objektivite olmaz. Zira yansız bir sosyoloji incelemesi  olmuyor.
Hacı Beyli
Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here