Sahipsiz Değiliz

491

Öze dönme, dünü bugünle, bugünü de yarınla bir arada görme ve asırların birikimi kültür menşuruyla, ayıklanacakları çıkarıp atma, geride kalanlara da sımsıkı sahip çıkma adanmış ruhların şiarıdır. Nasıl ki, bu duyguyla yanıp tutuşan gönül erleri varsa; o gönül erlerine de sahip çıkanlar vardır elbet. Hem dünya âleminde hem de gayb âleminde.

Her biri bir sevdanın peşinde, her biri bir beklentinin kurbanı, ahlâka karşı alakasız, hakikatlere karşı sığ ve kendi değerlerine sahip çıkma açısından vefasız insanların sayılamayacak kadar çok olduğu günümüzde geleceği kuracak muhabbet erlerine ne kadar çok ihtiyacımız var.

Varsın birileri peygamber mesleğinin varislerini anlamasın hatta onlara zulmetsin ama ne gam… O var… O olduktan sonra hiçbir şey olmasa da olur ama O yoksa masivanın olmasının hiçbir değeri yok.

2017 yılının kurban bayramını birçok hizmet aşığı ya medrese-i Yusufiye’de ya başka ülkelerde sürgünde ya da kendi ülkesinde ama dört duvar arasında gönüllü hapis olarak geçirdi. Eşleri, çocukları ve anne-babalarını görememenin burukluğu ile bir bayram daha geçirdiler. İliklerine kadar hissettikleri özlem, hüzün, yalnızlık gibi duygulardı ama sahipsizlik duygusuna hiçbiri kapılmadı. Ruşenî’nin

Kimsesiz hiç kimse yok her kişinin var kimsesi

Kimsesiz kaldım yetiş ey Kimsesizler Kimsesi!

mısraları onların dualarından bir kısım olduğu gibi noktasına kadar inandıkları bir gerçektir. Aşağıda şahitlerin dilinden anlatılan yaşanmış olay bunun ispatıdır ve aynı zamanda yer ve gök ehlinin Allah’ın yolundaki yeryüzü mirasçılarına sahip çıktıklarını göstermektedir. Bununla ilgili olarak görülen o kadar çok rüya var ki, saymakla bitmez. Yolumuzu aydınlatan fenerlerden birinin sahibi olan Mehmet Akif ne güzel söylemiş…

Sahipsiz olan memleketin batması haktır;

Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.

Feryadı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar…

Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.

***

Medrese-i Yusufiye’deki 2 kardeşimiz için kurban kestirdik. Kardeşlerimizin aileleri memleketlerine gitmelerinden dolayı etleri ulaştıramamış, onlar gelene kadar dipfrizde bekletiyorduk.

Bu kardeşlerimizden Abdullah abinin eşini, bizim hanım 2 gün önce evinde ziyaret etmiş kurban etini de vermiş hamdolsun. Kendisine “Abilerimiz için kurban kestirildi, memlekete gitmişsiniz, evinizde yoktunuz size o yüzden ulaştıramadık” demiş.

Abla çok memnun kalmış tüm arkadaşlara dua etmiş. Ama bu ziyaret esnasında daha da enteresan bir şey yaşanmış onu anlatayım müsaadenizle…

Hanım kapı ziline basmış, abla kapıyı açmış. Hanımı kapıda görünce abla çok şaşırmış ve gözleri dolmuş çok duygulanmış, tabii ki abla içeri buyur etmiş, içeri geçmişler.

Hanım ablaya sormuş kapı girişinde neden duygulandın bir şey mi oldu deyip biraz ısrarla sorunca abla şöyle anlatmış: “Gece rüyamda eli siyah poşetli, kilolu, patlıcan moru renginde  pantolonlu, kapalı, daha önce hiç görmediğim bir bayanın bizim evi ziyarete geldiğini ve bize kurban eti getirdiğini gördüm” demiş.

Abla bu rüyasını evdeki çocuklarına da anlatmış ve “bugün bize bir kısmet var” demiş. Çocuklar da “anne kurban kesileli 20-25 gün oldu, ne kurbanı ne eti” diye annelerine takılmışlar. Abla bu rüyadan sonra “uyuyamadım evin içinde şaşkın şaşkın dolanıp duruyordum siz geldiniz, sizi eli poşetli kapıda görünce çok şaşırdım, rüyam aklıma geldi ondan duygulandım” demiş.

Ablanın tarif ettiği bayan benim kız kardeşim. Kurbanı kesip, ilgilenen ve dağıtacak olan kız kardeşim. Pantolon rengine kadar doğru yani… Eti o verecekti evde bulamadıkları için hanım verdi ama et onun evindeydi, hanım ondan alıp ablanın evine götürüp verdi.

Hanım da bana bunları ağlayarak anlattı.

Halit Emre Yaman

Twitter: @halitemreyaman

Mail: halitemreyaman@hotmail.com

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here