Nasıl Diktatör Olunur?

1373

İnsanoğlu genel olarak ışığı, huzuru, güzelliği sever, ama istisnai olarak karanlıktan beslenen, kaosu bir hayat felsefesi haline getiren ve kendisini buna adayanlar da olmuştur. Birey olarak bunu hayat tarzı haline getirenler olduğu gibi belirli tarihsel şartlar sonucunda bu tiplerin ardına düşen toplumlar da olmuştur. Hitler’in başında bulunduğu Nazilerin, Alman toplumunu İkinci Dünya Savaşına sürüklemesi buna tipik bir örnektir.

Ana hatlarıyla Hitler’in hayatına bir göz atalım. Bu arada siz de okuduklarınızla günümüz Türkiye’sinde yaşananları karşılaştırın.

1889’da Avusturya’da dünyaya gelen Adolf Hitler, ilk ve orta tahsilini burada yaptı. Maddi sorunlar ve hastalık nedeni ile okula devam edemedi ve lise diploması alamadı.

Birinci Dünya Savaşında, onbaşı rütbesi ile haberci olarak aktif hizmette bulundu. Konuşkanlığı ve girişkenliği ile ordu istihbarat birimlerinin dikkatini çekti ve özel eğitim alıp karşı devrim eylemlerinde bulundu. 1919’da kendisine “tehlikeli fikirlerle” savaşma görevi verildi. İlk iş olarak da Alman İşçi Partisi (DAP) adında bir grubu (muhtemelen bu grubu ordu oluşturmuştu) inceleyecekti. Grubun konferanslarına katıldı ve altı kişi tarafından kurulmuş olan DAP’nin yedinci üyesi oldu. Oluşumun adı 1921’de Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP) olarak değiştirildi ve Hitler partinin lideri oldu.

Artık lider olan Hitler Hücum Birliği (SA) adında 55 bin kişilik fanatik bir milis grubu oluşturdu. Bu gayri resmi yapıya ordu, personel ve malzeme yardımı yapıyordu. Bundan rahatsız olan Hitler, daha sonra Güvenlik Birliğini (SS) kurdu, çünkü SA’nın içinde sivrilen askerler kendisine muhalif hareket edebiliyordu.

Yola çıktığından beri endüstri, finans ve sigorta devlerinden büyük miktarda mali destek sağladı. Terk edilmiş hangarlarını onun emrine verdiler. İşsiz garibanlar burada bir kâse sıcak çorba ve geceleri yatacak döşek bulabiliyorlardı. Bunun için haftada iki milyon mark masraf yapılıyordu.

Hitler, Alman vatandaşı değildi ve 1932’deki cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmak istiyordu. Brunswick eyaletinin İçişleri Bakanı, Berlin’deki temsilciliğine Hitler’i ataşe olarak tayin etti. Bu komik manevra ile Hitler otomatik olarak Alman vatandaşı oldu ve aday olmaya hak kazandı. Seçimde %37 oy alarak ikinci oldu. Seçim sürecinde zengin burjuvazi kendisini destekliyor, bir mitingden diğerine özel uçak ile yolculuk yapıyordu.

1933 yılının başında, komünistlerin bir grevle tüm ekonomiyi işlemez hale getirerek “devrimci durum” oluşturacakları ve ülkede iç savaş çıkacağına dair söylentiler çıktı. Bu söylenti o derece derinleştirildi ki, büyük sermaye sahibi bankacı, toprak sahibi ve sanayicilerin baskısı ile Cumhurbaşkanı, istikrarlı bir yönetim sergileyeceği umuduyla NSDAP lideri olan Hitler’i Şansölye atadı.

27 Şubat 1933 akşamı Reichstag’ta bir yangın çıktı. Bu yangının Gestapo tarafından başlatıldığı iddia edilmesine rağmen polis soruşturması daha çok komünistler üzerine yoğunlaştı. Aynı gece, önceden hazırlanan listeler esas alınarak, 10.000’e yakın kişi tutuklandı. İzleyen günlerde partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durduruldu. Yeni parti kurulması yasaklandı. Bütün muhalif basın ve birçok gazete yasaklandı. Basın ve toplantı özgürlükleri askıya alındı. Muhalefet edenler kamplara gönderildi.

1933 seçimlerinde NSDAP oyların %44’ünü aldı. Seçimlerden sonra çıkarılan bir kanun parlamentonun tüm yetkilerini dört yıl süre ile hükümete devretti. Bu kanun için parlamentoda üçte iki çoğunluk kararı gerekiyordu. Oylama günü polis parlamentoyu kuşatmış, bazı parlamenterler içeri alınmamış, 81 komünist parlamenter de gözaltına alınmıştı. Böylece Almanya’da parlamenter demokrasi sona ermiş oluyordu. Yeni rejimin düzenlemeleri doğrultusunda artık gerçek seçim yapılmayacak ve parlamento üyelerini NSDAP seçecekti. Oldubitti ile parlamentodan geçirilen bu kanunla Hitler, Almanya’nın tek lideri oldu.

1 Temmuz 1934’te çok üst düzey 85 SA elemanını SS subaylarına öldürttü. Bu operasyonla ordu üzerinde tam otorite kurdu.

1934’te Hindenburg ölünce cumhurbaşkanlığı makamını üstlendi. Bunu halkın onayına sundu ve çıkan  %90 evet oyu ile Hitler, Cumhurbaşkanlığı ile birlikte Şansölyelik görevini sürdürmesine halk onay verdi.

Görüldüğü gibi bir diktatörün iş başına gelmesi belli süreçlerden geçmesi ile olmuştur. Bu süreç kullanıma uygun aptalların, çıkarına düşkün işadamlarının, milletini seven saf yığınların ve ekonomik nedenlerle aç, susuz, çaresiz insan topluluklarının Hitler’e verdiği destek sonucu olmuştur. Bu destek o dönemde yaşayan Almanların hem kendilerine hem de torunlarına ebediyen bir utanç tablosu olarak kalmıştır.

Sanayi inkılabını tam başaramamış, sömürgecilikte diğer Avrupa ülkelerine göre geride kalmış, üstüne de Birinci Dünya Savaşından yenik ve ezilmiş olarak çıkan Alman milleti ilkel kavimlerde görülen cinsten bir kudret arzusunda olması Hitler’in ekmeğine yağ sürmüştür. Bu açıkları kapatma arzusunda olan imparatorluk bakiyesi olan Almanların çalışkanlığı muhtemelen buradan gelmektedir. Yoksa bütün bir halkın çılgınca, ölümüne bir diktatörün arkasından gitmesini sadece onun karizmatik özelliklerine bağlamanın doğru olmadığını söyleyebiliriz.

Hitler’in toplama kamplarında 21 milyon insan öldürülmüştür. Bu miktarın sadece 4-5 milyon kadarı Yahudi, geri kalan 16-17 milyon ise kendisine muhalif olan gruplardır. Ayrıca, sebep olduğu İkinci Dünya Savaşı’nda da 50 milyon civarında insan ölmüştür.

Diktatör, zalim, hain gibi birçok olumsuz sıfatı üzerinde taşıyan Adolf Hitler sadece kanını taşımadığı Alman halkına kötü bir miras bırakmamış, aynı zamanda kendisinden sonra gelen birçok diktatöre de rol model olmuş, taklit edilmiş/edilmektedir.

Halit Emre Yaman

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here