Çilesizler!

2013

Bir okuyucumundan gelen e-amil.

Bir kaç samimi his başlığı altında yollanan bu e-maili sizlerle paylaşıyorum.

Endonezya Aceh’ye geldiğim zamanlardı maddi sıkıntılar had safhada, doğru dürüst bursların alınamadığı günlerdi. İstanbul’da beraber çalıştığım arkadaşlar buralara kadar gelip ziyaret ediyor ooo Aceh çok güzel bir yer ama sadece gezmelik en fazla bir haftalık, burda zor yaşanır hele ki bizim hanımlar burada zor sabreder. Alışveriş imkanları kısıtlı sağlık imkanları kısıtlı. Yaşam standartları Türkiye’ye göre çok kısıtlı bir yer.. Allah yardımcınız olsun deyip gezip eğlenip ‘YENİLENİP’ arkalarına bakmadan dönüyorlardı.

Onlar o sıra burslarını zamanında tam alıyor güzel arabalara biniyor gezmek için taaaa pasifiğe kadar gelip bizi teselli edip “gidiyorlardı”.

 

Burda şartlar zordu Türkiye’den başka gelenlerde oluyordu Menzilden İHH’dan Süleyman Efendinin talebelerinden. İHH yetimhane açıyor başında duran insanlar zor şartlara dayanamayıp bir süre sonra dönüyordu. Süleyman Efendi’nin talebeleri sebat edip duruyordu. Giden gidiyor kalanlar kalıyordu bense bunlara aldırış etmiyordum zira kimine Uhud’da okçular tepesinde beklemek kimine Medine’yi beklemek, kimine en ön safta koşturmak kimine biraz daha arka saflarda durmak düşüyordu, vazife taksim edilmiş bize de bu düşmüştü. Hiç aklıma Türkiye’de ki görkemli binalar, arabalar, harcamalar vs gelmiyordu zira bu bir kaderdi.. Zorunluluk yoktu isteyen geri döner giderdi kimse kimseye zorla kalacaksın demiyordu diyemezdi; zaten bu bir “GÖNÜLLÜLER HAREKETİ” değil miydi?  Hatta SELAM FİLMİNİ seyredip gaza gelip buralara kadar gelip bir sene dayanamayıp dönen sayısı hiçte az değildi.

Devir değişti “Ne olur artık Dönün Hocam, zira çok özledik artık bu hasret bitsin”den Terörist safhasına geçilmişti.

Türkiye’de çok ağır şartlar başlıyor yurt dışı kısmen daha rahat bir ortama dönüyordu. Rahattı ama çokta sanıldığı kadar rahat değildi. Buralarda en büyük sıkıntı güvenlik sıkıntısıydı. Enes Kanter buraya ziyarete geldiğinde kaçırılma tehlikesiyle maruz kaldığında bizim okulun misafiriydi ödümüz koptu. Maalesef o sırada Twitter fenomenleri ahkam kesiyor güvenlik önemli MİT arkadaşları kaçıracak diye yaygara koparıyor güvenli yerlere geçilmesi konusunda uyarılar yapıyordu.

Oysa unutulan birkaç mevzu vardı

  1. Kendisi rahat ortamda ABD veya Avrupa’da ahkam kesiyordu
  2. Burada ki kuvve-i maneviyeyi kırıyordu
  3. Burdan herkes giderse buralarda kim hizmet edecekti?
  4. Buradaki insanları panikletiyor farkına varmadan hizmetin önünü kesiyordu
  5. Buradaki arkadaşlarda istemez miydi ABD, Shengen vizesi alsın olası bir durumda acil çıkış yapsın elbette isterdi ama gel gör ki ne ABD ne Avrupa kolay kolay vize vermiyor yurt dışında ki arkadaşların elini kolunu bağlıyordu.

Herşeye rağmen hizmetler devam ediyor şeytanlar boş durmuyordu. ABD de rahat yaşayan akademisyenler sıkıntıdan kaçıp yurt dışına çıkan arkadaşlarla ilgili eleştirel yaklaşıyor;

  1. üstler kaçtı altlar kaldı
  2. Üsttekilerin çok hatası oldu
  3. Zamanında demiştik
  4. HE yanlış yönlendirildi
  5. Parti kurmalıydık
  6. Şeffaf olmalıydık
  7. HE kendisi güvenli yerden cemaati ateşe atıyor

gibi eleştirileri boca ediyordu.

 

Oysa daha kendilerinin küçük olduğu hatta ağzı süt koktuğu dönemlerde eleştirdiği o insanlar ateş çemberinin içine dalmış. 60/70/80/90 larda HE ve o “hatalı” abiler hep sıkıntılarla yüz yüze kalmış tarassutlar yaşamış şaki gibi aranmış,kaçmış,içerde yatmış,işkence görmüş ailesi tehdit edilmiş kimselerdi. Yine yılmamış hizmeti bırakmamış daha bir sahip çıkarak hizmetlerin katlanmasına vesile olmuşlar benim ve benim gibi birçok arkadaşın bu güzelliklerle tanışmasına vesile olmuşlardı. O dönemlerde sıkıntılar çekmişlerdi bitmemiş şu dönemde dahi başta Hocaefendi olmak üzere o abilerin en yakınları çoluk çocuk denmeden içeri atılıyor işkence yapılıyor ve eli kolu bağlı  bir insanın acizliğini iliklerine kadar hissedip birşey yapamamanın ıstırabını içinde duyuyorlardı. Geri dönüp teslim mi olsunlar? dönünce içerdekilerin hepsi serbest mi kalacak? Tabiki hayır. Üstad Hz leri yargılanmıştı kaçmamıştı ama o zaman ki yargı bile buandakinden çok daha adildi. Üstada ve talebelerine berat verebiliyordu.

Aynı kimseler Efendiler Efendisi(SAV)’nin zamanında olsa  bazı seferlerde Efendimizin ordunun başında olmadığını eleştirecek Medine’ye hicret ederken herkesin tahliye edilmediğini haşa hata yapıldığını olayın eleştirel sosyolojik boyutu olduğunu vs söyleyecektir.

Gerçek öylemiydi gelenlere/kalanlara baktığım zaman

  1. Yurt dışına büyük abilerden çıkan oldu
  2. İçerde hatırı sayılı büyük abilerden kalan oldu kimisi gaybubette kimisi içerde
  3. Yurt dışına normal öğretmen/esnaf arkadaşlardan çıkan çok oldu
  4. Kimisi Türkiye’den çeşitli nedenlerle çık(a)madı
  5. İçerde büyük küçük abi/abla gazeteci kadın/çocuk vs her kesimden insan var(Hidayet Karaca Ali Ünal HE’nin kardeşleri vs).                          Dolayısıyla garibanlar kaldı büyükler kaçtı sadece safsatadan ibaret. Birilerini fitne için uydurduğu ve kimilerinin peşine takıldığı bir argüman..

 

Hasılı şuan içerde olan arkadaşlar Türkiye’de gaybubet yaşayanlar, Türkiye’de normal günlük yaşamını sürdürenler, yurt dışına beş parasız çıkıp sıkıntı yaşayanlar, eşinden çocuklarından ayrı yaşayanlar, yurt dışında güvenli olmayan yerlerde çalışanlar, gelişmiş ülkelerde yaşayan arkadaşlar herkesin bir imtihanı var ve herkes imtihanının derecesine göre sabreder ve her şartta hizmetini sadakatle sürdürürse sevabını ve ecrini alacak.

Şunun yüzünden oldu bunun yüzünden oldu kendimizi eleştirelim bunu da aynı hatalara düşmemek için yapalım. O büyük hataları yapanlar hala başlardalar hala konuşuyorlar hala el üstündeler,hatalardan ders alınmıyor,hala bizi dinlemiyorlar bunların hepsi laf-ü güzaf.

Bize düşen şu dönem sadakatle hizmete kilitlenmek bir kere daha Sahabe’nin Yemame’de “Kerreten Kekerreten Huneyn =Huneyn’de olduğu gibi tekrar toparlanın” deyip ölümünü bekleyen Ebu Akil’lerin dirildiği gibi dirilmek toparlanmak hizmetleri ve duaları katlayarak bu işe sahip çıkmaktır. Yıkılası ‘aman bana ne herkes kendi derdini yaşar’dan Hocamızın “Ateş nereye düşerse beni yakar” sözüyle kardeşlerimize aşk derecesinde dua edip bu sıkıntıların bir gün mutlaka biteceğine inanıp musibeti ikileştirmeden yolumuza yürümeli vesselam..

 

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here