Şeffafiyet ve sözcülük müessesesi

2624

Mekke’den Habeşistan’a hicret eden sahabileri, Habeşistan’dan almak üzere giden Amr Bin As, kendisinden çok emindir alacağından.

Bunun için önceden Necaşi’nin yakınındaki ve etrafındaki din adamlarıyla kulisler yapar ve onları bu konuda ikna etme adına hediler verir.

Necaşi ile görüşür ve müslümanların yeni bir din icad ettiğini, Hz.Meryem ve Hz. İsa hakkında iftiralar attıklarını iddia eder.

Ve Necaşi’den, müslümanları sınırdışı etmesini ister.

Necaşi adil bir hükümdardır ve bu iddiaları dinledikten sonra, müslümanları da dinlemek ister.

Müslümanlara durum bildirilip, Necaşi’nin huzuruna çıkacakları söylenince, kendi aralarında istişare ederler ve şu karara varırlar.

-Sözcü Cafer bin Ebi Talip olacak.

-Ne olursa olusn doğruluktan ayrılmayacaklar.

Ve bu şekilde alınan bir karardan sonra, herkesin bildiği olaylar cerayan eder ve müslümanları Necaşi sınır dışı etmez.

Tarih tekerrürden ibarettir derler.

Tarih yine tekerrür ediyor bugün.

Bugün yine inançlarından dolayı insanlar ülkelerinden hicret etmek zorunda kaldı.

Bugün yine bu insanları gittikleri yerlerden sınırdışı ettirerek, onlara zulmetme adına o ülkelere temsilciler yollanıyor.

Bugün yine bu insanlara sahip çıkan hükümdarlar ve devletler oluyor.

Erdoğan, Hizmet Hareketi’ni terör örgütü ilan edeceğim diyerek çıktığı yolda;

  • Kendisi bir terör örgütü kurdu.
  • Ülkeyi bitirdi.
  • Terör örgütlerinin yaptığı her türlü melaneti işledi.

Sonuç ne oldu peki,

  • Hizmet Hareketi’nden binlerce insan yurt dışına hicret etti
  • Binlerce insan mazlum durumuna düştü, sırf inançlarından dolayı.
  • Binlerce insan mağdur edildi.
  • Hizmet Hareketi Türkiye’de fiili olarak bitirildi.

Peki Erdoğan, en büyük amacı olan, Hizmet Hareketi’ni bir terörist örgüt olarak dünyaya kabul ettirme hedefine ulaştı mı?

Hayır.

Hizmet Hareketi, içinden çıktığı ülkede bir terör örgütü olarak kabul ediliyor olsa da, dünyada bir sosyal hareket olarak kabul ediliyor ve edilmeye devam ediyor.

Tarihte, büyük değişimler yapan fikir hareketlerinin ortak kaderi, kendi içinden çıktıkları topluluklar tarafından anlaşılamama, dışlanma olmuştur.

Ve o fikri, en son anlayanlar, kendi içinden çıktıkları toplumlar olmuştur.

Bu kaderi Hizmet Hareketi de bugün yaşıyor.

İşte bu noktada, dünyanın, Erdoğan’ın onca propagandası, onca yalan haberi, onca iftirasına rağmen, Hizmet Hareketin’i, bir terör örgütü olarak kabul etmemesi ve tam aksine, dünyanın huzuru ve barışı adına, islam dünyasından bir ümit olarak görmesi, bugün harekete çok ciddi bir misyon ve sorumluluk yüklemektedir.

Bu noktada yazının en başına tekrar dönmek istiyorum.

Habeşistan’daki müslümanlar, Necaşi’nin huzuruna çıkmadan önce yaptıkları istişareyi bir daha hatırlatmak istiyorum.

Kararlar nelerdi?

1- Bir sözcü seçilecek

2- Ne olursa olsun, doğruluktan taviz verilmeyecek.

Bu iki kararın, bugüne bakan yönüyle, Hizmet Hareketi’nin kendisine bir yol haritası çizmesinde çok önemli bir örnek teşkil ettiğine inanıyorum.

Zira, bugün hareket mensupları Habeşistan’a hicret edenler gibi bir durumdalar ve bu tarihi hadisenin günümüze bakan çok önemli yönleri var.

Hizmet Hareketi, artık çok daha geniş bir kitleye ve tüm dünyaya hitap eden bir hale gelmiştir bugün.

Ve bu duruma gelmiş bir hareket, artık günün dünyasının şartlarına uygun yol ve yöntemler geliştirerek, bu tarihi fırsatı değerendirmesi lazım.

Bu alınan iki karar bana çok önemli geliyor.

Sözcü seçilmesi.

Bir cemaatten bir hareket dönüşmüş ve dünyaca tanınmış bir hareketin, bir sözcülük müessesesinin mutlaka olması gerektiği kanaatindeyim.

Bu bir kuruluş olabilir.

Hareketin, herhangi bir konu hakkındaki açıklamaları, beyanatları, tekzipleri bu kuruluş aracılığı ile yapılması gerekiyor.

Eğer böyle bir kuruluş varsa, bunun ilan edilmesi gerekir.

Ve bu kuruluşun haricinde, şahısların, sitelerin hiç bir şekilde böyle bir girişimde ve açıklamada bulunmaması lazım.

İkincisi, Ne olursa olsun, doğruluktan taviz verilmemesi.

Yaşadığım ülke Amerika’da, beyan esas kabul edilir ve doğru olarak baştan kabul edilir.

Bu ülkede size sorulan bir soruya verdiğiniz cevap, doğru olarak kabul edilerek hüküm verilir.

Eğer bu beyanınızda, bir yalan yakalanırsa veya ortaya yalan olduğu yönünde deliller veya şüpheler çıkarsa, sizi, en derinine kadar incelerler.

Özellikle batı dünyasında durumun genelde bu şekilde olduğuna inanıyorum.

Hizmet Hareketi’nin, sonucu ne olursa olsun, doğruluktan ve doğru beyan vermeden asla geri durmaması gerekir.

Hizmet Hareketi, kendisine zararı dokunabileceğini düşündüğü mevzularda dahi, bugünden sonra, ne olursa olsun, neyse onu söylemesi gerektiğine ve bugüne kadar bir güven ortamı oluşturduğu doğruluğundan, asla taviz vermemesi gerekiyor.

Hareket’in gizleyecek, saklayacak, yüzünü kızartacak hiç bir icraati yok zaten.

Zaten olsaydı, bugüne kadar 170 ülkede, yüzlerce istihbarat teşkilatının yakından takip ettiği bir ortamda, bunlar ortaya çıkardı ve hareket bitirilirdi.

Bugüne kadar taviz verilmeyen bu hususda, bundan sonra çok daha dikkat edilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Küçük şeyler yüzünden, kafalarda koca bir soru işareti oluşturmanın bir manası yok.

Eğer hakkınızda bir iddia varsa, bunu çok rahatlıkla, yetkilelerle konuşabilecek, anlatabilecek rahatlıkta olmak gerek.

İşte bu noktada, şeffafiyet ve hesap verebilir olma mevzusunun, önümüzdeki bu süreçte çok daha fazla üzerinden durulması gereken ve ehemmiyet verilmesi gereken konular olduğunu düşünüyorum.

Şeffafiyet, herşeyin ortaya dökülmesi değildir.

Şeffafiyet, devletleri ilgilendiren, insanların akıllarına takılabilecek olan konularda, açık ve şeffaf olunmasıdır.

Bu konuların en başta geleni ve en önemlisi, parasal mevzulardır.

Parasal olarak bir şeffat yapıya kavuşulması, önümüzdeki süreçte harekete çok büyük bir artı ve geniş bir hareket alanı sağlayacaktır.

Bu dünyada bağış toplamak en hukuki ve yasal eylemdir.

Kişiler ve kurumların bağış toplaması yasaldır ve kimse itiraz edemez buna.

Hizmet Hareketi’nin, Peygamber efendimizi örnek olarak yaptığı himmet toplama, günümüz dünyasındaki karşılığı bağış toplamaktır.

Bunun yasal olduğu bir ortamda, yasaların çizdiği çerçevede, şeffaf olarak bu işlemin yapılması, hem hareket için, hem bağış yapanlar için çok büyük bir kolaylık ve avantajdır.

Dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu ve artık herkesin haklarında konuştuğu hareketin, halletmesi ve değiştirmesi gereken en öncelikli konunun bu konu olduğu kanaatindeyim.

Kim ne kadar bağış yapmış, bağışlar nerelere harcanmış gibi sorulara cevaplar, gayet açık ve halkın görebileceği şekilde kamuoyu ile paylaşılabilir olması gerekiyor.

Maddi konular, dünyada en fazla insanların midesini bulandıran meselelerdir.

Para konusu, insanların en fazla kaymasına sebep olan konudur.

Bu şeffafiyet ile;

Hem insanların kafasındaki sorular ve acabalar giderilmiş olur.

Hem bu paraları kontrol eden insanların imtihan olmalarının önüne geçilmiş olur.

Milyonlarca dolardan bahsedilen bir yerde, şeffafiyet olmaz ise, hesap verilebilirlik olmaz ise, bu hem insanların yanlışa girmelerine neden olabilir, hem de insanların bu meselede şüphe duymalarına sebep olabilir.

Bu konuda hareketin, bunca yıldır sürdürülen operasyonlarda ve incelemelerde alnının akıyla çıkmış olması takdire şayandır.

Fakat, zaman ve şartlar değişmiştir, bundan dolayı, insanlar ne kadar güvenilir olursa olsun, şeffaf, görülebilir, hesap verilebilir bir sistem ile bu işlerin artık sürdürülmesi lazım.

Zira artık bu harekete bakanlar, sadece harekete inanan ve güvenenler değil, bu hareketten şüphe duyan, tanımayan, nefret eden ve bir açıklarını bulabilir miyiz derdinde olanların da olduğunu bilmemiz lazım.

O nedenle, bu değişimin, bir an önce hayata geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

 

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here