Foreign Policy: Huzur içinde yat Türkiye

986

Referandumun tartışmalı sonuçlarının açıklandığı saatlerde, Foreign Policy, Steven A. Cook imzalı Türkiye analizine şok bir başlık attı: ”Türkiye Huzur İçinde Yat : 1921 – 2017”

Referandum sonucunun Erdoğan’ın galibiyetinden ibaret olmadığını, kendisinin aynı zamanda modern Türkiye tarihinin bir sayfasını kapattığını da belirten FP yazarı, 1921’de ilan edilen
Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun ardından, yaklaşık üç yıl sonra Atatürk’ün modern Türkiye Cumhuriyeti’ni ilan ettiğini anımsattı.

Yeni resmi adı Türkiye olan ülkenin modern bir çizgiyi takip etmeye yöneldiği ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan tamamen farklı bir yönde ilerlediği, padişahın yetkilerinin ise halkın iradesiyle hareket eden parlamentoya devredildiği de anımsatılmış.

16 Nisan 2017 tarhli referandumun ise, Erdoğan’ın gücünü arttırmanın çok ötesinde bir içeriğe sahip olduğu ifade edilirken, ‘Evet’ oyu veren Türklerin bilinçli ya da bilinçsiz şekilde Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na ve Atatürk’ün kurduğu modern Türkiye’ye muhalefet ettiklerine dikkat çekilmiş.  Muhalefetin sonuçlara itirazının yanısıra, Erdoğan’ın galibiyetini ilan ettiği ve geçen sene Temmuz ayın yaşanan darbe girişiminin ardından başlayan temizlik operasyonuna devam edeceği de iddia ediliyor.

Necmettin Erbakan önderliğinde 1960’larda başlayan ve 2001’de AKP’nin iktidara gelmesi ile nihai noktasına ulaşan hareketin, Osmanlı dönemini kutsarken Atatürk’ün kurduğu modern Türkiye Cumhuriyeti’ni küçümsediği, aynı grubun ülkenin doğal müttefiklerinin Brüksel’de bulunan NATO karargahında bulunan ülkeler değil, Pakistan, Malezya, Mısır, İran ve Endonezya olması gerektiğini düşündükleri de söyleniyor.

Erbakan’ın öğrencileri sayılan Erdoğan ve Gül’ün iktidar olma sürecinde Batı’yı dışlayan jargondan uzaklaştıkları, ancak gücü ellerine geçirdiklerinde yeniden İslamcı fikirlere kaydıkları anımsatılırken, Davutoğlu’nun Batı yerine Müslüman ülkelerin öne çıkarıldığı müttefik algısına karşı şüpheleri olduğu iddia ediliyor ve AKP liderlerinin Cumhuriyet değerlerini bilinçli şekilde zayıflatacak tercihlerde bulundukları da söyleniyor.

Geçtiğimiz yıllar boyunca üzerindeki tüm kontrol mekanizmalarından sıyrılarak sorgulanamaz bir Cumhurbaşkanı olmayı başaran Erdoğan’ın, yeni süreçte üzerinde hiçbir kontrol mekanizmasının etkili olmayacağına dikkat çekilmiş. Uygulamaya çalıştığı sistemle bir neo-Osmanlı figürü olarak Erdoğan’ın Osmanlı sultanlarından günümüze kadar gelen liderler arasında istisnasız en fazla yetkiye sahip olan kişi konumuna yükselmesinde referandum sonuçlarının etkili olacağı belirtilmiş.

ERDOĞAN’IN CUMHURİYETİ YIKMAK İSTEMESİNİN SEBEBİ

Türkiye’nin bu noktaya varmasının temel sebebinin ”Erdoğan’ın hırsı” olduğu, Erdoğan’ın aynı zamanda ülkeyi yönetmek için kendisinin bir alternatifi bulunmadığına yürekten inandığı, fakat kendisinin 2011 yılında yaptığı açıklamada bir yıl içerisinde yeni bir anayasa yapılacağını söylemesinin ardından, bugün düzenlenen referanduma kadar bu yönde her türlü denemede bulunduğu, fakat bir gelişme sergileyemediği de anımsatılıyor. Kısacası, referandum sonucuna kadar anayasayı değiştirmek konusunda Erdoğan’ın sürekli başarısızlık yaşadığına dikkat çekiliyor.

Düzenlenen referandumun bir rejim değişikliğinden ziyade, zaten bir süredir uygulamada olan mevcut değişikliklerin yasal bir çerçeveye oturtulması için düzenlendiği anımsatılırken, Erdoğan’ın amaçladığı değişiklikleri tam manasıyla hayata geçirebilmek için kendisini bir sultan haline getirme ihtiyacı hissetti iddia edilmiş

Erdoğan’ın Cumhuriyet’i yıkmak istemesinin sebebinin, Cumhuriyet tarihi süresince dindar muhafazakar kesimin hakim ideolojiyle büyük sıkıntılar yaşamalarına bağlanan yazıda, yeni bir Osmanlı hayali kuran Erdoğan’ın destekçilerinin aksine, ülkenin geri kalan yarısının Atatürk’ün modern Türkiye algısına halen bağlı oldukları da anımsatılmış.

Cumhuriyet tarihinin harap olmuş bir ülkeyi ayağa kaldıran büyük başarılarla dolu olmasının yanında, bazı kesimlere karşı uygulanan şiddetin Erdoğan’ın çevresine topladığı taraftarlarını bir arada tutabilmesi için bir dayanak noktası olduğu belirtilmiş ve kendisi olmazsa yandaşlarının yine aynı sorunlarla karşılaşacakları korkusu ile grubu bir arada tutmayı başardığı söyleniyor.

Tüm kusurlarına rağmen modern Türkiye’nin gelecekte demokratik bir ülke olma potansiyelinin bulunduğu, fakat attığı adımlarla ve günden güne otoriterleşen yapısını yasal bir çerçeveye oturtma gayretiyle Erdoğan’ın bu olasılığı bütünüyle ortadan kaldırdığı söylenerek yazı sona erdirilmiş.

AVRUPA KOMİSYONU’NDAN KRİTİK AÇIKLAMA

Avrupa Komisyonu Başkanı, jean-Claude Juncker, Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek temsilcisi / Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı federica Modherini ve Avrupa Komşuluk Politikası ve genişleme Görüşmeleri Komiseri, Johannes Hahn, 16 Nisan referandumu sonuçlarına istinaden şu ifadeyi yayınladılar:

21 Ocak 2017 tarihinde TBMM’de alınan karar ile düzenlenen anayasa referandumunun sonuçlarını not ediyoruz.

Ayrıca, AGİT / ODIHR Uluslararası Gözlem Misyonu’nun usulsüzlük iddialarıyla iligli değerlendirmelerini bekliyoruz.

Anayasa değişiklikleri ve özellikle pratik uygulamaları, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne aday bir ülke olarak ve Avrupa Konseyi üyesi olarak yükümlülükleri ışığında değerlendirilecektir.

Türkiye, Avrupa Konseyi’nin Acil Durum da dahil olmak üzere endişeleri ve tavsiyelerini ele almaya teşvik ediyoruz. Referandum sonucuna ve anayasa değişikliklerinin kapsamlı sonuçlarına bakarak, Türk makamlarını uygulamalarında mümkün olan en geniş kapsamlı uzlaşmayı aramaya davet ediyoruz” dedi.

 

ODATV

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here