Madem bu yola girdim dedin, bu yol böyle

3383

Bunaldık

Sabrımızın son demlerine geldik.

Ve kolları kanatları kırılmış daha öncekiler gibi, “Allah’ım yardımın ne zaman” diyoruz.

Yıllar oldu, hayat bize hep ekşi yüzünü gösteriyor.

Her günümüz önceki günden beter.

Ve tüm bunlar bizde ister istemez, ümitsizliklere ve karamsarlıklara neden oluyor.

İnsanız.

Ve hepimizin kaldıramayacağı yükler yükleniyor bazen omuzlarımıza.

Bittik Allah’ım dediğimiz zamanlar oluyor.

“Neden bunlar başımıza geldi” diye, kendi kendimize sorular sorduğumuz anları yaşıyoruz.

“Biz ne yaptık bu insanlara ki, bu insanlar bizlerden bu kadar nefret ediyorlar” diyoruz.

Anlatamıyoruz derdimizi.

Etrafımızda ne derdimizi dinleyecek bir vefalı dost var.

Ne derdimizi halledecek bir makam.

İşte tüm bunlarla beraber, yardımımıza yine yolundan gitmeye azmettiğimiz peygamberler ve peygamber yolunun yolcularının hayatları geliyor aklımıza.

“Suçumuz neydi bizim ki bu dertlere, bu zulümlere, bu nefretlere maruz kaldık dediğimizde”, çağlar öncesinden sesler geliyor kulaklarımıza.

Hz. Musa sesleniyor;

Üzülmeyin, ben ki bir peygamberdim.

Hemde bir ilahi dinin pegamberi.

Çilem doğduğum gün başladı.

Celladım olmaya ant içmiş Firavu’nun sarayında, annemden ayrı büyüdüm.

Peygamber olarak, kendisini ilah gören Firavun ve ahalisine, hakkı hakikati anlatmaktı tek gayem.

Onları doğruya ve hak olana davet ettim sadece.

Tek suçum, “ey Musa sen haklısın ama karnımızı Firavun doyuruyor” diyenler gibi olmamamaktı.

Bundan dolayı,

Yurdumdan edildim

Bana inananlarla beraber hicret edilmeye zorlandım.

Kovalandım.

Kızıl Deniz’e kadar sürüldüm.

Arkamda deniz gibi bir düşman, önümde düşman gibi bir denizin ortasında imanımla sınandım.

Hz. İsa sesleniyor;

Üzülmeyin, ben bir peygamberdim, hemde ilahi bir dinin pegamberi.

Doğuşum mucize ile idi.

Kavmimi tek olan Allah’a iman etmeye davet ettim.

Onlar için çekmediğim çile kalmadı.

Yıllarca hakka davet ettim.

Ama gel gör ki, 10 kişi inandı bana ve onların içinden de bir hain çıktı ve ihanete uğradım.

 

Hz. Yusuf sesleniyor;

Ben ki, 11 kardeşimle beni seven babamın yanında yaşayan bir çocuk idim.

Hiç suçum yok iken, kardeşlerim tarafından öleyim diye kuyulara atıldım.

Kuyulardan kurtuldum derken, köle oldum pazarlarda satıldım.

Köle iken sarayda makam sahibi oldum, ama orda da iftiraya uğradım, zindanlara atıldım.

 

Hz. İbrahim sesleniyor;

Kendisini ilah gören Nemrud’un zulmüyle geçti ömrüm.

Ateşlere atıldım.

Yurdumu terketmek zorunda kaldım.

Evlad sahibi olmakla sınandım, tam evlad sevgisiyle dolmuşken, hanımımı ve evladımı susuz çöllerde bırakmak ile imtihan oldum.

Evladımı kurban etmek ile sınandım.

 

Hz: Muhammed sesleniyor;

Doğmadan babasız kaldım

Altı yaşında annesiz de kaldım.

Tüm halk “el emin” derken bana, Peygamberlik gelip, onları hakka davet edince, mecnun ilan edildim.

Kabe’de dua ederken başıma deve işkembeleri konuldu.

Suikastlere uğpradım.

Ambargolar uygulandı bana ve bana inananlara, karnıma açlıktan taş bağlamak zorunda kaldım.

Hicet etmek zorunda kaldım.

Yasir ailesi sesleniyor;

Biz fakir bir aile idik.

Tek suçumuz tek olan Allah’a ve peygamberine iman etmekti.

Annem ve babam gözlerimin önünde öldürüldü.

Olmadık işkenceler yapıldı bana, imanımla sınandım.

 

Bilal sesleniyor;

Ben bir köle idim.

Allah’a ve peygamberine iman etmekti suçum.

Kızgın kumlara yatırıldım.

Yetmedi kayalar kondu göğsüme.

Sırtımda ateş gibi çöl, göğsümde dünya kadar taşla ezildim.

 

Bediüzzaman sesleniyor;

İman hakikatlerini anlatmaktı tek derdim.

Milletimin imanının kurtarmaktı tek derdim.

Sürgün edildim.

Bir eşkiya gibi, zindanlardan zindanlara atıldım.

Kış günü camsız hücrelerde ölüme terkedildim.

Zehirlendim.

 

Evet, çağlar ötesinden gelen bu seslenişler bize bir şeyler anlatıyor.

Bir toplumda anlaşılmamak, dışlanmak, suçlu ilan edilmek için bir sebebe gerek yok.

Bu yolun yolcuları hep aynı şeyleri yaşamışlar ve hep aynı imtihanlara maruz kalmışlar.

Az olmanız, sizi haksız yapmaz.

Yusuf bir, kardeşleri on kişi idi.

Ambargolara maruz kalmanız, sizin yanlış olduğunuzu ispat etmez.

Ambargoya uğrayıp, karnına açlıktan taş bağlayan peygamber haklı idi.

İftiralara uğramak sizi sıçlu etmez.

Gömleği arkadan yırtılan Yusuf idi.

Zulme uğramak için illa suçlu olmak gerekmiyor.

Yasir ailesi sadece iman etmiş idi, Bilal sadece Ehad demiş idi.

Yerinden, yurdundan edilmek için illa insanlara zarar vermen gerekmiyor.

Sevdiği Mekke’yi bırakıp hüzünle Hicret eden peygamber, sadece vazifesini yapmak istemiş idi.

Camsız, penceresiz zindanlarda ölüme terkedilmek için, illa eşkiya olmaya gerek yok.

Ayağı kaydığında uçurumdan düşerken, davam demek Bediüzzaman için en büyük suç idi.

İnandığın için nefret ediliyorsan.

İyilik istediğin için terkediliyorsan.

Güzellik yaptığın için linç ediliyorsan.

Bir davam var dediğin için zindanlara atılıyorsan.

Davandan dönmediğin için öldürülüyorsan.

Sen kazandın kardeşim.

Sen zindanlarda olsan da özgürsün.

İdam edilsen de yaşıyorsun.

Nefret edilsende, rabbin seni seviyor bunu unutma.

Ve tüm bu olanlara karşı dişini sıkıp sabretmek bazen senin imtihanın.

Bazen, zulüm karşısında dayanmak senin imtihanın.

Bazen, zulme uğrayan kardeşinin derdiyle dertlenmek senin imtihanın.

Bazen, tüm bu olanlar karşısında isyan etmemek, inancını muhafaza etmek senin imtihanın.

Hayat böyle.

Madem bu yola girdim dedin.

Bu yol böyle.

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here