Havuz Yazarı, Siyasal islamcıların yeni korkusunu ifşa etti

1298

Yeni Şafak yazarı Ergün Yıldırım’ı “FETÖ” korkusu sardı. Gittikçe yaygınlaşan, özellikle bürokrasideki muhafazakarları tasfiye edip yerine etnik ve mezhebsel bürokrasi katrosu kurmaya çalışan Egenenkon yapılanmasının AKP’nin beyinisizliğini kullanarak bürokrasideki muhafazakarları “FETÖCÜ” ilan edip temizlemeleri muhafazakarların eteklerini tutuşturdu. Bu cadı avının, bu yangının bir gün onları da yakacağını görünce nedamet getirirmiş gibi yapan yazılar yazmaya başladılar.

İşte Ergün Yıldırım’ın o yazısı:

Türkiye’yi, olayları ve dünyayı FETÖ ile okumaya başlıyoruz. O kadar yaygın ve uzamsal (Ergenekon’u da İttihat ve Terakki’ye uzatmıştı kimi zevat) bir okuma var ki neredeyse herkese değecek. Yayıldıkça yayılıyor, boylandıkça boylanıyor. Önüne gelene çarpıyor. Dur durak bilmiyor. Herkesi hedef haline getiriyor. İstemediğimiz komşuyu, rakip gördüğümüz rektör adayı ya da doçentlik kadromuza talip olan akademisyeni, çarşıda kıskandığımız esnafı, bürokraside yerine göz diktiğimiz bürokratı hemen FETÖ’cü ilan ediyoruz. Muarızlarımızı dövmek, tasfiye etmek, zayıflatmak ve nakavt etmek için başvurduğumuz yol. FETÖ bir damga artık. Bir aforoz etme tarzı. Sevemediğimize, kıskandığımıza, rakip gördüğümüze reva göreceğimiz bir damga. Kolay, ucuz ve hemen yapışan bir damga. Zamanın ruhuna en uygun damga. Bir emek sarf etmeden, istediğin rakibi alt edecek ve daha kolay makama ulaşma imkanı sağlayacak bir damga. Kripto FETÖ en muhteşem icat! Kolaylıkla işe yarıyor. İnsanların içine korku salıyor. Kimse de kolay kolay ondan sıyrılamıyor.

Propaganda ve popülizm o kadar çok akıl dışı bir sosyal dünya üretmiş ki insanlar bu damga karşısında düşünme ihtiyacını bile hissetmiyor. Sürü psikolojisinin etkisiyle en akıl dışı şeyi kolaylıkla kabul ediyorlar. İnsanların bu psikolojisi bağırsaklara, içgüdülere ve nefislere dayanıyor. Zevkli, heyecanlı ama bir o kadar da utanmaz ve arsızlık taşıyor içinde. Çünkü içinde akıl ve ahlak yok. İçinde akıl ve ahlakın olmadığı heyecan ve coşkular insanı mutlu eder, ama hayvanlar mutluluğudur bu.

Bu FETÖ damgasıyla üretilen psikolojinin artık değmediği insanlar ve kesimler kalmamış durumda. Peki bu kimin işine geliyor? Darbeci bir yapının toplumda herkesi kapsayacak bir olguya dönmesi neye yarar? Toplumda hiçbir karşılığı olmayan insanların en çok işine gelir. Örneğin ulusalcılar… Toplum içindeki toplam oyları %1’e bile tekabül etmiyor. Ama propaganda ve devlet içi gruplaşma ile büyük bir etkiye sahip olabiliyorlar. İkincisi, bu toplumdaki insanları birbiriyle şüpheli hale getirenlerin işine yarıyor. Üçüncüsü muhafazakarları birbirine düşürmek isteyenler için işlevsel.

Bunu aşmanın iki önemli yolu var. Birincisi FETÖ’yü ulusalcıların ve sol Kemalistlerin bakışıyla okumamak. İkincisi de devletin gerekli sorumluluğu üstlenmesi. Hep uyardık, hep söyledik. Bizim FETÖ okuma tarzımız sol Kemalistler gibi olmamalı. Çünkü bunlara göre Fetullah Gülen hareketi en başta anti-Sovyetik temelde kurulan dinci bir tarikat. Nitekim bu hareket ile ilgili hazırladıkları raporlarda bütün dini cemaat ve tarikatlar aynı heybe içinde. Sağ siyasetin ve muhafazakârlığın bütün Türkiye tecrübesi bu bakış açısıyla çizilir. Bu okumada 17 Aralık 2013 temel alınmaz. Bundan dolayı herkes hedef tahtasındadır. Sağ, demokrat sol, liberaller, muhafazakarlar, liberal milliyetçiler (Türkiye Günlüğü dergisi çevresi), demokrat İslamcılar FETÖ ile “iltisaklı” hale gelir. Nitekim zaman zaman da açıkça siz FETÖ’yü büyüttünüz derler. Bu bakış açısıyla aşama aşama bütün muhafazakarlara değmeye başlayacaklar. Onları bu okuma üzerinden birbirine düşürmeye çalışacaklar. Nitekim çocuğunu okullarına gönderenler, bankalarına para yatıranlar sıradan insanlar da tutuklanıyor ve gözaltına alınıyor. Hatta İslami kesimde kimi akademisyen, öğretmen ve iş adamları da aynı gözaltı ve iftiralara maruz kalıyor. Dolayısıyla Başbakan’ın sık sık “bizim için 17-27 Aralık 2013 esastır” uyarıları her zaman pratikte karşılık bulmuyor. Oluşturulan psikolojik algı ile beraber insanlar rahatlıkla damgalanabiliyor. Bir defa gözaltına alınıp bu damgayı yiyen ve daha sonra suçsuz olduğu ortaya çıkan insan çevresinde kem gözlerle bakılan hain haline geliyor.

Hükümet OHAL inceleme komisyonu kurdu. Ama bu işin psikolojik baskısı çok daha üst düzeylerde. Bundan dolayı daha etkili önlemlere başvurmalı. İkinci görev devlete düşer. Devlet bir terör örgütüyle istihbaratıyla, mahkemeleriyle, güvenlik birimleriyle ve hükümetiyle beraber mücadele etmelidir. Bu sorunu herkese bulaştırarak çözmek ciddi sorunlara yol açıyor. İnsanlar işlerini güçlerini bırakıp bu konuya kilitleniyorlar. Üretim ve çalışma hayatı duruyor. Toplumsal rutin bozuluyor. Devlet, görevini topluma atarak hareket edemez.

Halk için Yeni Sistem bilinmez olandır. Tecrübe edilmedikçe bilinmezdir. Milletin ne Türkiye’de ne de dünyada denenmiş bir sistemi anlamasının en önemli yolu, onu gündeme getiren kadrolara duyduğu inanç ve güvendir. Bu güveni FETÖ ile mücadele tarzını düzelterek daha da pekiştirmeliyiz.

NOT: yazıdaki “FETÖ” ifadeleri Ergün Yıldırım’a aittir. Bunları kayda geçirmek için hiç dokunmadan yayınlıyoruz…

 

Yeniyön

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here